| Yumuşak Güç Gönülsüz Rıza |
“VARAN YOLBOYUNCA” DERGISINDE “DERIN ISTANBULLU” BASLIGIYLA YAYIMLANAN BIR RÖPORTAJDA SELIM ILERI, BAZI YAZARLARIMIZIN ESERLERININ BATI DILLERINE ÇEVRILMESININ ARDINDA FARKLI SIYASI OYUNLAR BULUNDUGU SAPTAMASINI YAPARAK “DILIMIZE, KÜLTÜRÜMÜZE, DUYUMSAYISLARIMIZA DÜSMAN ENTELEKTÜELLER YARATIYORUZ. HALKIN ÇOGU OKUMA SANSINA SAHIP DEGILKEN, BU IMKÂNA SAHIP OLANLARIN KENDI KÜLTÜRLERINI KÜÇÜMSEYEREK KENDILERINI YÜCELTME GAYRETLERI VAR” DIYOR. |
| “Dünya çapında yazar” olabilmenin ölçütleri ile bir ülkenin temel iki gücünden biri olan “yumuşak gücü” arasında nasıl bir ilişki vardır? Dünya çapında “bir şey” olabilmek, artık dahiyane yeteneklerden çok, gönüllü veya gönülsüz icra edilen büyük mü büyük, hatta evrensel mi evrensel çoksesli bir “rıza korosu”na dahil olarak ve bu koronun seslendirdiği tüm bestelere aykırı sesler çıkarmadan eşlik edebilme hünerini gösteren enstrümanlarından biri olmakla mümkün. Ekonomik ve askeri güç anlamında rakip tanımayan ABD’nin demokraside, bilimde, kültürde liderliğini ilan etmesinde ve kendi halkının yaşam tarzının üstünlüğünü tüm dünyaya “örnek” diye sunmasında ifadesini bulan “yumuşak güç” fazlasıyla derin ve yaygın; bu nedenle de hacmi büyük bir kavram. Bu kavramın isim babası olan Joe Nye şöyle diyor: “O, gerçek gücün simgesidir. İstenen sonuçların elde edilmesinin bir yoludur.” Selim İleri’nin sözünü ettiği “kendi kültürlerini küçümseyerek kendilerini yüceltme gayreti içinde olanlar”dan yola çıkarak “rıza” ve “güç” kavramlarının çevresinde daha kolay dolanabiliriz. BAŞKA BİR UYGARLIĞIN İMGELEMİNE GİRMEK | Kendi kültürünü küçümsemeyenleri dünya çapında yazar yapmadıklarını artık dünya alem biliyor. Diğer yandan “sert gücün” ortaya çıkardığı veya çıkaracağı büyük rahatsızlıkların önüne geçebilmenin en önemli ilacı olan “yumuşak gücün”, yazarlarla her zaman için iletişim halinde olması gerekiyor. Hayal gücünden beslenmeyen bir “rıza” ve “güç” ilişkisi olabilir mi? Kendi geleceklerini sağlamlaştırabilmek adına dünyanın rızasını alma ihtiyacını duyanların muhteşem masallarını tüm gezegene anlatabilecek, anlatmakla kalmayıp ikna edebilecek dünya çapında muhteşem yazarlar büyük oranda Hollywood’dan çıkar da, diğer yandan uygulanan “sert güç” sayesinde üstüne üstlük itibar kaybına da uğranırsa, Nathan Gardels’ın makalesinde dile getirdiği o tarihi soruyu sormak kaçınılmaz oluverir: “Nasıl göründüğümüzü görmek için başka bir uygarlığın imgelemine girmek çok önemli.” Başka bir uygarlığın imgelemine girebilmek için en kısa yol, o uygarlığın içinden gelip de bulunduğu toprakların dilinden, kültüründen ve duyumsayışlarından yararlanan ama asla ve asla kendisini o topraklara ait hissetmeyen yeteneklerle “ortak bir dil” kurabilmekten geçmez de, nereden geçer? “Güç” ve “rıza” ilişkisinin trajik boyutlara vardığı zamanlar elbette olur ancak unutulmamalı ki trajediler, doğruyu ve eğriyi aştıkları gibi, silinmeyecek güçte izler de bırakırlar. Ve böyle düşünüldüğünde bir yazarın ya da entelektüelin kendisini, kendi ülkesine ait hissetmemesinin -kendisinden başkakimin üzerinde “kalıcı” etkisi olabilir ki? Trajedi üzerine en çok kafa yoran düşünürlerden biri olan Max Scheler’in dediği gibi, “Güneş hem kötü hem de iyi insanların üstünde parlar”. NPQ TÜRKİYE 2005’E YENİ YAYIN KURULU İLE GİRDİ | Bildiğiniz gibi NPQ Türkiye yılda beş kez yayınlanıyor ve 2005 yılının (7. cilt) ilk sayısını bu kez yeni bir yayın kurulu ile oluşturduk. NPQ Türkiye’nin okurları, yeni yayın kurulumuzu yakından tanıyor. Emre Aköz, Dücane Cündioğlu, Mehmet Ali Kılıçbay ve Erdal Şafak, 2004’ün yaz aylarında, o dönemki adıyla MTV’deki “NPQ Tartışıyor” adlı programda Ali Saydam ve M. Kenan Tekdağ’ın konuğu olarak ülkemizin ve dünyanın pek çok temel sorununu ele almaya çalışmışlardı. Doğu-Batı sorunsalından entelektüelin kimliğine, tarihsel süreklilikten yakın tarihimizdeki kırılma noktalarına kadar düşünce dünyamızın da yanıtlarını aradığı soruların peşinde iz sürerek saatler boyu tarıştılar. Şimdi bu tartışmaları, yılda beş kez bir araya gelecekleri yayın kurulu toplantılarında sürdürecekler. Anlaşmamak üzere anlaştıklarını tekrarlayarak... Bu kez, “Amerikan Yumuşak Gücü”nün, dünyanın rızası alınmadan dünya adına hareket edildiği için düşüşe geçtiğini, “tüm zor kullanma yeteneğimiz sayesinde artık daha da güçsüsüz” diyen Nathan Gardels’ın saptamalarından ve orijinal NPQ’daki diğer makalelerden yola çıkarak tartışmayı başlatan yayın kurulu üyelerimizin arasında -bir diğer yayın kurulu üyemizUmur Talu yoktu ama o da bu tartışmaya sonradan makalesiyle katıldı. ABD’nin Türkiye’deki “yumuşak güç” uygulamalarını gündelik hayata yansıyan boyutuyla Erdal Şafak kaleme alırken, uluslararası ilişkiler alanında öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Fuat Keyman da “yumuşak güç” kavramını kendi disiplini açısından değerlendirdi. O’nun da dile getirdiği gibi bu konuya ilişkin soruların yanıtları, sadece medyaya, Madonna’ya referans verilerek açıklanamayacak kadar derinliklerde aranmalı. NPQ Türkiye yerli ve yabancı makaleleriyle bunu yapmaya çalıştı. Derinlikli yanıtları “derin bir İstanbullu” olan Selim İleri’nin o özlü saptamasında da; “Ulusal tarihimizde dünya kamuoyu ABD’ye hiç bu kadar düşman olmamıştı” diyerek günah çıkaran Brzezinski’nin cümlelerinde de bulabiliriz. ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU, Yayın Yönetmeni |
laleler güller günü 1 mayıs



