Obama, demokrat zihniyetini somut siyasete taşıyabilecek bir ekip kurmak için kolları sıvadı.
Zihniyet devrimi kadrosunu arıyor
Obama’nın ABD başkanlığına seçilmesi aynı zamanda bir zihniyet devrimi.
Bu yeni bakış, Amerikan gücünü silaha ve paraya değil demokrasiye,
özgürlüğe, fırsat eşitliğine ve umuda bağlıyor.
Obama
yönetiminin zihniyeti gibi çehrelerinin de yeni olacağı söylense de,
bugün öne çıkan isimlerin çoğunu Clinton döneminden tanıyoruz.
Yazının devamı YASEMİN ÇONGAR’ın “YA DA” adlı köşesinde...
Diğer Dünya Haberleri:
- CNN bizi de ışınlasana be
- Obama kabinesini belirliyor
- Falında sana krallık göründü, giy tacını
- Mutluluk 60’lı yaşlarda yakalanıyor
- İspanya Bin Ladin’i reddetti
- Cinayet mahallindeki izleri yok eden deterjan
- Hakim duruşmada uyursa...
- Türkler uyum için Almanlarla evlensin
- Daha çok sivil öldür, daha çok puan al
- İşkenceci eski askere hapis
- Bu sizin de zaferiniz
- Bu kadın 106 yıldır işte bugünü bekledi
- Tuvalette sigara içti 20 yolcuyu öldürdü
- Skandal generali devirdi
- Meksikalı siyasiler kaza kurbanı
ABD’de zihniyet devriminin eski ve yeni çehreleri
Barack Obama’nın Amerikan başkanlığına seçilmesi bir zihniyet devrimine karşılık geliyor.
Beyaz adamın, siyah adamı Beyaz Ev’e gönderme iradesini ortaya koyması bu devrimin en önemli bileşeni.
Bu,
232 yıllık tarihinde “renk körü” olmayı birtürlü başaramayan Amerikan
toplumu için dönüm noktası olduğu ölçüde, dünyanın her yerindeki
dışlanan, ikinci sınıf muamelesi gören, ötekileştirilen insanlar için
de bir müjde.
Ancak Obama’nın temsil ettiği yenilik, teninin
rengiyle sınırlı değil; 1961 doğumlu müstakbel başkanın düşüncelerinin
“rengi” de dönüşümün habercisi.
Obama’nın seçimleri kazandıktan sonra yaptığı konuşma, bu dönüşümü çok iyi özetliyordu.
“Bu
gece bir kez daha kanıtladık ki ülkemizin gerçek gücü silahlarımızın
kuvvetinden ve servetimizin miktarından değil, ideallerimizin kalıcı
kudretinden kaynaklanıyor” dedi Obama ve bu idealleri şöyle sıraladı:
“Demokrasi, özgürlük, fırsat ve yenilmez bir umut.”
Bu
idealler üzerine kurulacak bir Amerikan siyaseti, ABD’nin kuruluş
felsefesine dönüş anlamına gelecek ve Bush Amerikası’nın antitezini
oluşturacak.
Ülkesinin gücünü, Wall Street ve Pentagon
üzerinden değil de, Bağımsızlık Bildirgesi’nin ve Amerikan
Anayasası’nın özünü oluşturan idealler üzerinden tanımlayan müstakbel
başkan, siyasetini de bu idealleri hayata geçirme çabası üzerine
kuracak.
Bu, bir yandan Amerikan tarihi boyunca verilen ve en
önemli zaferlerinden birini Obama’nın başkan seçilmesiyle kazanan
eşitlik mücadelesinin artık Beyaz Ev üzerinden de sürdürülmesi anlamına
gelecek.
İçeride mücadeleye sahip çıkan bir Amerikan yönetimi,
dışarıda da yeni bir dille konuşacak; dünyayla ilişkisini korkunun,
kaba kuvvetin ve milliyetçiliğin diliyle değil, umudun ve demokrasinin
diliyle kurmak zorunda kalacak.
Bütün bu “cek, cak”ları aşırı iyimser bulabilirsiniz; çekincenizde haklı da olabilirsiniz.
Esasen burada, kesin sonuçlardan ziyade, bir vaatten, bir yönelişten söz ediyorum.
Obama’yı
başkan seçtiren ve bence sadece Amerikan toplumunun bugünkü hissiyatına
değil, daha genel anlamda “zamanın ruhu”na da karşılık gelen
dinamiklerin pratik siyasete taşınması yeni Amerikan yönetimini
bekleyen en büyük sınav.
* * *
Barack Obama’nın sınava
hazırlanmak için 76 günü var; 20 ocakta başkanlık yemini ederek Beyaz
Ev’e yerleşinceye kadarki bütün zamanını, demokrat zihniyeti hayata
geçirebilecek bir ekip oluşturmak için kullanacak, kritik tercihler
yapacak.
İşi hiç de kolay değil.
Zira bir yandan
“yeni” çehrelere, taze bir bakışa, Washington siyasetinin dışında
kalabilmiş isimlere, eski zihniyetin kirletmediği beyinlere yönelmek
istiyor.
Ama bir yandan da, Afganistan ve Irak’ta savaşan,
mali kriz yaşayan, enerji kaynaklarının kıtlığıyla başa çıkmak zorunda
olan bir ülkenin yönetiminde, deneyimli ve işbilir kadrolara ihtiyaç
duyuyor.
İlk işaretler, Obama’nın hem taze kan arayışını hem deneyim ihtiyacını karşılayan bir kabine kurmak istediği yönünde.
Obama’nın
geçiş sürecini yönetmek ve kabinenin oluşumunda kendisine danışmanlık
yapmak üzere belirlediği John Podesta, şahsı ve bağlantılarıyla
“eski”yi, bakışıyla “yeni”yi temsil eden bir isim.
Bill
Clinton’ın başkanlığı döneminde Beyaz Ev Genel Sekreteri olan Podesta
ve yakın çevresi, Obama’dan ziyade ön seçimlerde yenilgiye uğrattığı
Hillary Clinton’a daha yakın.
Eğer Hillary Clinton başkan
seçilebilseydi, Podesta’nın kurduğu liberal-sol eğilimli düşünce
kuruluşu Amerikan İlerlemesi Merkezi’nde çalışan birçok ismi bakan
olarak görecektik.
Şimdi, bu merkezde toplanmış uzman isimlere
kapıyı açık tutacağını gösteren Obama, bir yandan da Podesta’nın yanına
onunla eş yetkili Valerie Jarrett ve Pete Rouse’u atayarak, yeni
yönetimde “Clintonlardan tescilli” olmayan taze isimler de istediğini
yansıttı.
Nitekim, ön seçimlerde baştan itibaren Hillary
Clinton yerine Obama’yı tercih etmiş iki Demokrat, Gregory Craig ve
Susan Rice önemli görevlere gelebilir.
Temsilciler Meclisi’nin
kendisini azletmeye çalıştığı dönemde Bill Clinton’ın avukatlığını
üstlenen Craig, sadece hukukçu değil, aynı zamanda Madeleine Albright,
Edward Kennedy ve George Soros gibi isimlere dış politika danışmanlığı
yapmış biri.
Gerek bu deneyimi gerekse Obama’nın kampanyasına
verdiği erken destek, onu yeni yönetimde ulusal güvenlik danışmanlığına
taşıyabilir.
Aynı görev için, Clinton yönetimlerinde dışişleri
bakan yardımcılığı ve ulusal güvenlik danışman yardımcılığı yapan James
Steinberg’ün de düşünüldüğü söyleniyor.
Dışişleri bakanlığında
ise, bir başka siyahî kadını ve bir başka Rice'ı görebiliriz;
Condoleezza Rice’ın koltuğu, soyadı ve ten rengi dışında kendisine hiç
benzemeyen Brookings Kurumu’ndan Susan Rice’a kalabilir.
Tabii,
eski başkan adayı John Kerry ya da eski Birleşmiş Milletler büyükelçisi
ve Hillary Clinton iktidara gelseydi, dışişleri bakanı olacağına kesin
gözüyle bakılan Richard Holbrooke gibi bildik isimler de bu görevin
adayları arasında.
* * *
Barack Obama’nın Beyaz Ev Genel Sekreterliği önerdiği “Rhambo” lakaplı Rahm Emanuel ise örgütçülükteki başarısıyla tanınıyor.
Geçmişte,
Bill Clinton’la çok yakın çalışmış olmasına rağmen son birkaç yıldır
Demokratik Parti üzerindeki Clinton hegemonyasının kırılmasına öncülük
eden Emanuel, 2004 seçimlerinde Demokratların Temsilciler Meclisi’ndeki
çoğunluğu ele geçirmesini sağlayan kişi.
Şimdi Emanuel ve
yakın çevresi, “üçüncü Clinton kabinesi” diye algılanacak bir ekiple
işe başlaması halinde Obama’nın “yanlış çıkış” yapacağını açıkça ifade
ediyor.
Kampanya sırasında Hillary Clinton’a “canavar” deyince
Obama’nın danışmanlığından ayrılmak zorunda kalan Samantha Power’ın
geri dönebileceğini, hatta Bush’un ilk dışişleri bakanı ve eski
Genelkurmay Başkanı Colin Powell’ın savunma bakanlığına gelebileceğini
söyleyenler de var.
Ancak Obama’nın yakın çevresinden şunu da ısrarla işitiyorsunuz:
“Ortada dolaşan eski isimlere takılıp kalmayın. Yeni yönetimin sadece zihniyeti değil, çehreleri de yeni olacak.”
Diğer Yasemin Çongar Makaleleri:
- 06.11.2008 - Amerikan İç Savaşı nihayet bitiyor
- 05.11.2008 - Obama’ya (tam dört yıl önce) takıldım *
- 31.10.2008 - Ergenekon’un derinine inmek, geçmişine uzanmak
- 29.10.2008 - Kanayan cumhuriyetin “gurur” bilançosu
- 24.10.2008 - Batı’da krizin (ve kapitalizmin) iki farklı cephesi
- 22.10.2008 - Aktütün’ün aynasında iki farklı gazetecilik
- 17.10.2008 - Böyle başbakana böyle komutan...
- 15.10.2008 - Kriz pençesinde, “devrim” arefesinde Amerika
- 03.10.2008 - Amerikan Başkanı olacak kadın...
- 01.10.2008 - Amerika’daki malî krizin siyasi cephesi
- 26.09.2008 - Parlamento dediğin yüzleşme yeridir
- 24.09.2008 - Yasak olması, hak olmadığı anlamına gelmiyor
- 19.09.2008 - Elinizde tuttuğunuz gazete...
- 17.09.2008 - Beyaz Ev’in yolu Wall Street’ten geçiyor... Müdahaleci devlet kapıda...
- 10.09.2008 - “Allahım, bu deney başarılı olsun, Türkiye de CERN’e katılsın”
- Tüm yazıları
YA DA
Yasemin Çongar
laleler güller günü 1 mayıs



