| Taraf Tutarken Dürüst Kalabilmek |
Dünyada olup bitenleri izleyebilmenin pek çok yolu ve aracı var. Npq dergisi bu araçlardan biri mi? Değil. “tartışma ve sağduyuya hizmet eden bir dergi” olduğundan “yeni dünyanın tarihçesini tuttuğu”na kadar pek çok özelliği bir arada taşıdığı ifade edilen npq'nun “yerli editörlerden biri gözüyle neyi temsil ettiği” yolundaki kendi sorumu şöyle yanıtlamak isterim: “npq, içinde yaşadığı toplumla da, dünyayla da sorunları olan, aklın ortak ufuklarında gezinme ihtiyacını duyan insanların, uluslaraşırı koordinatlardan ve dünyanın tüm yalanlarıyla tüm gerçeklerinin içinden bazen çarpışarak bazen buluşarak geçen pek çok ideolojik yansımayı bir arada bulabilme şansıdır.” |
|
Yoksulluğun da servetin de katlanarak arttığı bir dünyada sergilenen ve mümkün olabilecek tüm enerji ve kapasiteyle sürdürülen iktidar savaşlarının Los Angeles'ten Kuala Lumpur'a, Londra'dan Tokyo'ya kadar pek çok yerde nasıl yorumlandığını “sezebilmek”... NPQ işte bunu mümkün kılabiliyor. Hatta bazı makalelerinde ideolojik arka planı “sezmek”ten öteye, açık açık okuyabiliyorsunuz. 11 Eylül sonrasında orijinal NPQ'da yayımlanan pek çok öfkeli ve giderek Amerikan yanlısı olduğunu gizleme gereğini bile duymayan imza sahiplerinin “hayata saygı duymak ve zarar vermemek” olarak özetlenebilecek temel bir ahlaki kaygıyı da yok sayarak niçin Irak'a saldırılması gerektiğinin bahanelerini “açık açık” yazdıkları belleklerdedir. Petrol fiyatlarının yükseltilmesinden savaşa kadar akla gelebilecek siyasi kararların her birinin “dünyanın, insan için”, “insanın da insan için” taşıdığı anlamları nasıl etkileyebildiğini yüzeyden derine doğru katmanlarıyla makalelerinde gösterebilen nice özgün imza sahibinin de bu dergiye yazdığını ya da röportaj verdiğini düşünecek olursak, NPQ dergisinin, yerelden hareketle dünyaya açılan gündemleri çeşitli merceklerden yansıtan farklı bir dünya kaleydeskopu oluşturabildiğini ve bunu yaparken de kendi gündemini yaratma başarısı gösterdiğini söyleyebiliriz. Bir başka deyişle dünyanın ideolojik olarak özümlenişinin renklerini yansıtan bir kaleydeskop... TARAFSIZLIK ÖLDÜ AMA VİCDAN YAŞIYOR | Artık biliyoruz, her şey ölür ama ideolojiler ölmez... İdeolojinin olmadığı soluk alınacak bir dünya parçası da yoktur ve dünyanın çeşitli yerlerinde soluk alan tüm insanlar adına düşünen herkes, ideolojik aygıtlar evrenindeki tüm kuşatmaların “tarafsızlık” diskurunu korumayı başaramadığını ve bu kavramın artık tüm payandalarını yitirdiğini görüyor, anlıyor ve biliyor. Buna karşılık küreselleşme sonrasındaki kültürel arka planın dayattığı sığlığa ve tehlikeye karşı insanlığın “vicdan”ın sesine kulak vermeye devam ettiğini de biliyor. Ve yine hepimiz biliyoruz ki insanın bilme faaliyetiyle değerlendirme faaliyeti arasında çok yakın bir ilişki var. Akılla vicdan arasındaki bu ilişki de, insan bilincinin “bilimsel doğrultusu” ile “değersel doğrultusu” arasındaki paralel yolların diyalektik bir biçimde buluşup ayrışmasından başka bir şey değil. Akılla vicdanın at başı gitmediği zamanlarda değerlerin nasıl yönlendirilmek istendiğine ve sonuçlarına hepimiz tanığız. NPQ ortadan kaldırılamayan vicdanın aklı olabilecek pek çok düşünce merkezlerinden, platformlarından biri midir? Temel soru budur. “AMERİKA'NIN SESİ” OLMAYAN AMERİKALI | “Dürüst kalarak taraf tutabilen” pek çok düşünce adamının derinlikli ve özgün yazılarını yayınlayabilmek... NPQ Türkiye, “dürüst kalarak taraf tutan” farklı düşüncelerin dünyasında gezinen orijinal NPQ'daki makaleleri yayınlamaya devam ederken, bu dünyaya ülkemizden de katkılar getiriyor. Yılda bir kez yayınladığımız “özel sayı”larla da, ülkemizin ortak aklın ufuklarında gezinen ve her daim düşünen insanlarının önceden belirlenmiş bir tema hakkındaki bakış açılarını sizlere yansıtmaya çalışıyoruz. Bu kez özellikle 11 Eylül sonrasında “hiç dizginlenmemiş serbest ticarete ve serbest ticaret akışına dayalı tek küresel ekonomik sistem” olma yolundaki Amerika Birleşik Devletleri'nin ikliminde var olmaya çalışıp, yeni şekillenen dünyayı vicdanının sesini hiç ihmal etmeden anlamaya çalışan ve bununla yetinmeyerek “tarihçesi”ni tutmaya çalışan özgün bir dergiyi, NPQ'yu sorgulayarak işe başladık. Yazarlarımızla abonelerimizi Boğaziçi Üniversitesi'nin mekânında bir araya getirerek konuştuk, tartıştık ve bu özel sayıyı hep birlikte hazırladık... “EŞYAYI TABİATTAN ÖDÜNÇ ALANLAR” | Yayın Danışmanımız Halit Refiğ, özellikle NPQ dergisinin ruhunu tanıma konusunda aramızdaki en yetkin kişi olarak, Nathan Gardels'ın “içinden çıktığı toplumun ortak günahlarını itirafta bir temsilci olduğu” saptamasını yapıyor. Belki de tam da bu günah çıkarma noktasında “dürüstlük”, “vicdan” ve “tarafsızlık” üçlemesine bir kez daha dikkat çekmekte yarar var. İki apayrı dünya olan Doğu ve Batı arasında “ortak olan ne var?” sorusu sorulduğunda verilecek çok fazla örnek bulunduğunu söyleyemeyiz. Ortak ve ayrı özelliklere bakıldığında gerekli olan temel ölçütlerden birinin “mülkiyet” olduğunu unutmayalım. Her türlü iktidar savaşının ve savaşlarının özünü oluşturan “mülkiyet” kavramının Doğu ve Batı'yı şekillendirme gücü üzerine düşündüğümüz zaman, bu konu üzerinde çok fazla kafa yormuş ve çok önemli saptamalar yapmış Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dünyasına bakmadan geçilebilir mi? “Eşyaya tasarruf ediş” tarzının Doğu ile Batı arasındaki farkı çok iyi açıkladığını söyleyen Tanpınar'ın şu cümlesini anımsatmak isterim: “Denebilir ki, Şark eşyaya ancak umumî şekilde tasarruf eder. Hattâ bazan onu tabiattan sanki ödünç alır.” İşte, Tanpınar'ın muhteşem bir biçimde ortaya koyduğu “eşyayı tabiattan ödünç alanlar”la, hiç ölmeyecekmiş gibi “eşyaya yapışanlar” arasındaki cehennemi uzlaşmazlık, hayatın pek çok alanına binlerce farklı rengi serpiştirmeyecek midir? İki büyük dünyanın “resimde perspektif” konusundaki temel farklı yaklaşımını düşünelim. Bir çerçevenin içini hangi algılamayla doldurduğumuz ve bu algılamayla biçim verdiğimiz tüm anlama ve anlamlandırmalar, iki ayrı dünyayı farklı biçimlerde ifade etmenin nedenleri arasındadır. İnsan ruhunun bilgisi de, toplum bilgisi de bu anlama ve anlamlandırmalarla oluşacak ve iki ayrı dünya tablosunun değerler sistemini farklı yansımalarla aydınlatacak ya da karartacaktır. Gölgeli boşluklar arasında iki dünyayı buluşturmaya yarayacak kavramları aramak için, günahlarını itiraf etme cesaretini gösterenlerle, tüm dünyayı mülkiyetlerinin altına almaya çalışanlara karşı koyma cesaretini gösterenler arasındaki anlaşma zeminine bakmak gerekebilir. NPQ işte bu zeminin üzerinde durmaya çalışan ve “derinlikli düşünen, yazan, dürüst ve taraflı” insanların ortak ufku olma yolundaki tüm çabaların çok küçük ama anlamlı bir ifadesi olabilecek midir? Aklın ve vicdanın ortak ufuklarında özgün ve derinlikli düşüncelerin izini sürebilecek midir? Dileğimiz ve çabamız bu yöndedir. ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU, Yayın Yönetmeni |
http://rapidshare.com/files/173286670/30-11-2008-sosyal_yard__305_mlar_sosyalguevenlik_pirimsiz_oedemeler.doc
| 76 KB
laleler güller günü 1 mayıs




