| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
laleler güller günü 1 mayıs

BARACK HUSEYİN OBAMA’NIN ZAFER KONUŞMASI tam metni

‘The Audacity of Hope’ UMUD'UN CÜRETKÂLIĞI BARACK OBAMA’NIN ZAFER KONUŞMASI tam metni • Senatör Barack Obama’nın Federal Haber Servisi tarafından sağlanan Chicago’da yaptığı zafer konuşmasının tam metni: Eğer Amerika’nın her şeyin mümkün olduğu bir yer olduğunu, kurucularımızın rüyalarının hâlâ canlı, demokrasimizin hâlâ güçlü olup olmadığını sorgulayanlar varsa işte bu akşam onlara cevabınızdır. Bu cevap, oy vermek için okul ve kilise önlerinde bu ülkenin tarihinde görülmemiş uzunlukta kuyruklar oluşturan, saatlerce bu kuyruklarda bekleyen, pek çoğu belki de hayatlarında ilk kez, bu kez farklı olabileceğine, bu farkı kendi seslerinin yaratabileceğine inananların cevabıydı. Bu cevabı veren genç, yaşlı; zengin ve fakir; Demokrat ve Cumhuriyetçi; siyah ve beyaz; Latin, Asyalı, yerli, gay, özürlü; yani kısaca tüm Amerika dünyaya şu mesajı gönderdi: Biz hiçbir zaman sadece bir bireyler topluluğu değildik, biz hiçbir zaman sadece bir kırmızı ve mavi eyaletler topluğu olmadık. Biz her zaman Amerika Birleşik Devletleri olduk. Uzun bir geri dönüş oldu ve bu kritik anda, tanımlayıcı anda “değişim” Amerika’ya geri geldi. Biraz evvel Senatör McCain’den çok hoş bir mektup aldım. Bu kampanyada kendisi uzun süre uğraş verdi. Amerika için pek çok zorluğa katlandı. Teşekkür etmeliyiz bu cesur ve özverili lidere, tüm hizmetleri için. Kendisini ve Senatör Palin’i kutluyorum ve kendileriyle gelecek aylarda bu ulusun yeni “yeminini” oluşturmak ve kendileriyle çalışmak için sabırsızlanıyorum. BÜYÜKANNEM BENİ İZLİYOR • Bu yolculukta yardımcım Joe Biden’a teşekkür etmek ve kutlamak istiyorum, tüm kalbiyle bu süreçte destek verdi, ve işte karşınızda Amerikan Başkan yardımcısı Biden. Ve sıradaki “First Lady”, geçtiğimiz 16 seneki hayat arkadaşım, evimizin temel taşı, Michelle Obama. Ve Sasha ve Malia. Sizleri çok ama çok seviyorum. Evet, bugün belki bizlerle değil, ancak Büyükannem bizi biryerlerden seyrediyor, tüm ailemizi biraraya getiren büyüklerimi buradan özlemle anıyorum, onlara çok şey borçluyum. Kampanya sorumlusu David Plouffe ve baş stratejistim David Axelrod, siyaset tarihinin en etkili kampana takımıyla bana destek verdi, sizlerin sayesinde başardım ve sizlere müteşekkirim. Ama, her şeyin ötesinde bu zaferi sağlayanları asla unutmayacağım, yani sizleri. Bu görev için pek de “olası” lider değildim başlarda. Maddi ve manevi olarak güçlü bir destekle başlamadık. Kampanyamız Washington’un sokaklarında değil, Des Moines’in arka taraflarında, Concord’un oturma odalarında, Charleston’un verandalarında kabuklarını kırdı. Çalışan erkekler ve kadınların, az da olsa biriktirebildiklerinden ayırdıkları 5-10-20 dolarlarla filizlendi bu kampanya. Kendi nesillerinin “mit”lerine inanmayan gençlerin desteğiyle güçlendik, başka şehirlerde buldukları işler ve kazanç kapıları için evlerinden uzaklaşan, az kazanca ve uykuya tahammül eden, acı soğuk ve kavurucu sıcakta kapı kapı dolaşan ve gönüllü olarak çalışan milyonlarca Amerikalı, “insanların hükümeti, insanlar tarafından kurulmuş ve insanlar için çalışacak bir hükümet” fikrinin Dünya üzerinde varolduğunu gösterdiler. Bu sizin zaferiniz. Biliyorum sizler sadece seçim kazanmak için bunu yapmadınız ve biliyorum ki benim için de yapmadınız. Bunu ileriki görevimizin büyüklüğünü anladığınız için yaptınız. Şimdi bu geceyi kutlarken bile yarının bize hayatımızın en büyük sorunlarını getireceğini biliyoruz-iki savaş, tehlike altında olan bir gezegen, asrın en kötü mali krizi. Biz bu gece buradayken bile, Irak’ın çöllerinde ve Afganistan’ın dağlarında hayatlarını bizim için riske atan ve bu amaçla uyanan cesur Amerikalılar var. Çocukları uyuduktan sonra uyuyamayıp, mortgage’ı, doktor faturalarını nasıl ödeyeceklerini, çocuklarının üniversite masrafları için nasıl para biriktireceklerini düşünen anne babalar var. SİZE DÜRÜST OLACAĞIM • Kullanıma geçirmek için yeni enerji ve yaratmak için yeni iş kolları; inşa etmek için yeni okullar, göğüs gereceğimiz tehditler ve onarılması gereken ittifaklar var. Önümüzdeki yol uzun olacak. Yokuşumuz dik olacak. Oraya bir yılda ya da bir dönemde varamayabiliriz, ama Amerika, oraya varacağımıza dair hiçbir zaman bu gecekinden daha umutlu olmadım. Size söz veriyorum biz oraya varacağız. Aksilikler ve yanlış başlangıçlar olacak. Başkan olarak verdiğim karar ya da politika ile fikir birliği içinde olmayan çok kişi olacak ve biliyorum ki yönetim olarak her problemi çözemeyeceğimizi de biliyoruz. Ancak karşılaştığımız sorunlarla ilgili size hep dürüst olacağım. Sizi dinleyeceğim, özellikle aynı fikirde olmadığımız zaman sizi dinleyeceğim. Ve hepsinden önemlisi, bu milletin ABD’de 221 yıl boyunca, ev ev, tuğla tuğla ve nasır tutmuş elleriyle bu işi nasıl başardığını göstermek için katılımınızı isteyeceğim. Bundan 21 ay önce kışın soğuğunda başlattığımız iş bu sonbaharın sonunda bitmemeli. Tek başına bu zafer bulmaya çalıştığımız ‘değişim’ değil-Bu bizim değişimimizi hayata geçirmek için sadece bir şans. Ve bu işlerin eskisi gibi yürüdüğü duruma geri dönersek bunu başaramayız. Bu sizsiz de olmaz. Bu yüzden ele ele verip çok çalışmak için gerekli olan yurtseverliğin, hizmetin ve sorumluluğun yeni ruhunu, sadece kendimizin değil başkalarını da kollamak için hep birlikte çağıralım. Şunu hatırlayalım, sokaklar ısdırap çekerken, müreffeh bir Wall Street’e sahip olamayız- bu ülkede, millet olarak tek bir halk olarak düşeriz ya da yükseliriz. Gelin, politikamızı uzun yıllardan beri zehirleyen aynı yurtseverliğe, küçüklüğe, hamlığa düşmenin cazibesine direnelim. Hatırlayalım ki, kendine inanç, bireysel özgürlük ve milli birlik değerlerine dayanan parti; Cumhuriyetçi Parti’nin afişini Beyaz Saray’a taşıyan adam bu eyaletten çıktı. Bu değerler, hepimizin paylaştığı değerler ve Demokratik Parti bu gece büyük bir zafer kazandı, biz bunu alçakgönüllülük ve gelişimimizde karşılaştığımız bölünmeleri iyileştirmek için gösterdiğimiz azimle başardık. Lincoln’ın bizden daha fazla bölünmüş bir millete seslendiği gibi “Biz düşman değiliz, biz arkadaşız... Tutkumuz zarar görmüş olabilir ama bu duygusal yakınlık bağlarımızı kırmaya kadir olmamalı” Ve şimdiye kadar desteğini gördüğüm siz Amerikalılar- Sizin oyunuzu kazanmış olmayabilirim, ama sesinizi duyuyorum, sizin yardımınıza ihtiyacım var ve ben sizin de başkanınız olacağım. Ve siz... Bu akşam bizi, bizim kıyılarımızın ötesinden izleyenler, parlamentolardan ve saraylardan ve siz, dünyamızın unutulmuş köşelerinde radyo başına toplanıp bizi izleyenler...hikâyelerimiz tekil, ama kaderimiz paylaşılmış ve Amerikan liderliğinin yeni şafağı elimizde. Bu dünyayı alaşağı etmek isteyenler...biz sizi yeneceğiz. Barış ve güvenlik arayanlar...biz sizi destekliyoruz. Ve siz Amerika’nın fenerinin hâlâ eskisi kadar parlak olmadığını söyleyenler...bu akşam bir kez daha kanıtladık ki milletimizin gerçek kudreti askeri ya da ekonomik gücümüzden değil, demokrasi, özgürlük, fırsat ve asla boyun eğmeyen umudumuz olan ideallerimizden aldığımız dayanma gücünden geliyor. Bu yüzden Amerika’nın gerçek dahiliği Amerika’nın değişeceğine dair inancımızdır. Birliğimiz mükemmelleştirilebilir. Ve şimdiye kadar başardıklarımız yarın başarabileceklerimiz ve başarmamız gerekenlerle ilgili umut veriyor. Bu seçim içinde birçok ilki ve gelecek nesillere anlatılacak birçok hikâyeyi barındıran bir seçim oldu. ATLANTA’DAKİ 106 YAŞINDAKİ?KADIN • Ama bu gece aklımdaki şey, Atlanta’da oyunu kullanan kadın. O, aslında seslerinin duyulması için kuyrukta bekleyen milyonlarca insana benzerlik gösteriyordu, tek bir farkla, Ann Nixon 106 yaşında bir kadın. Köleliğin terk edildiği bir neslin hemen ertesinde doğmuş bir kadın; caddelerde arabalar, gökyüzünde uçakların olmadığı ve onun gibi bir insanın kadın ve siyah olduğu için oyunu kullanamadığı bir zamanda doğmuş bir kadın. Ve bu akşam, hayatının yüz yılını geçirdiği Amerika’yı düşünüyorum, kalp ağrısı ve umut; mücadele ve ilerleme; yapamayacağımızın söylendiği yıllar, ve Amerika’nın “Evet yapabiliriz” inancı. Kadınların susturulduğu ve umutlarının azledildiği bir zamanda yaşayan kadın, onların ayağa kalkıp seslerini duyurup oy pusulasına ulaşmayı bekledi. Evet yapabiliriz. Çölde çaresizlik toprakta depresyon hüküm sürerken Yeni Anlaşma ile birlikte korkulara galip gelinebileceğini, yeni görev, yeni ve ortak bir amaca ulaşılabileceğini gördü. Evet yapabiliriz. Limanlarımıza bombalar yağarken ve tiranlar dünyayı tehdit ederken, o kadın demokrasinin korunduğu ve yeni neslin yükseldiği ana tanıklık etmek için oradaydı. Evet yapabiliriz. Montgomery’deki otobüsler, Birmingham’daki hortumlar, Selma’daki köprü ve Atlanta’daki bir rahibin “Bunun üstesinden gelebiliriz” dediği zaman oradaydı. Evet yapabiliriz. Bir adam Ay’a ayak bastı, Berlin’deki duvar yıkıldı, bilimimiz ve hayal gücümüzle bir dünyayla iletişim kuruldu. Ve bu yıl, bu seçimde parmağını monitöre değdiren bu kadın Amerika’da geçirdiği en iyi zamanlar ve en kara saatleri geçirdiği 106 yıldan sonra oyunu kullandı, çünkü Amerika’nın nasıl değişeceğini biliyordu. Evet yapabiliriz. AN BİZİM ANIMIZDIR • Amerika, şimdiye kadar uzun yol aldık. Çok şey gördük. Ama yapmamız gereken çok şey de var. Bu yüzden bu gece, gelin kendimize bir soru soralım- eğer çocuklarımız diğer yüzyılı görecek kadar yaşarsa; eğer benim kızlarım Ann Nixon Cooper’ınki kadar uzun bir ömür geçirme şansına sahipse, ne tür bir değişim görecekler? Nasıl bir ilerleme kaydedeceğiz? Şimdi bu çağrıyı cevaplama zamanı. An bizim anımızdır. Zaman bizim zamanımız- insanları işleri geri göndermek, çocuklarımıza fırsat kapıları açmak; refah ortamını geri getirmek ve barışa katkıda bulunmak; Amerikan rüyasını geri çağırmak ve kökten gerçekliği tekrar doğrulamak ki bu kökten gerçeklik, hepimizin bir olduğu, nefes aldığımızda umut ettiğimizde, bize yapamayacağımızı söyleyen sinizm ve kuşkuyla karşılaştığımızda ruhlarımızı birleştiren bu ebedi öğretiyle cevap vereceğiz: Evet yapabiliriz. Teşekkür ederim, Tanrı sizi korusun, Tanrı Amerika Birleşik Devletleri’ni korusun. Taraf Gazetesi'nden alınmıştır.

www.blogmedya.deriz.biz

bezmi alemThe Audacity of Hope Barack Huseyin Obama kitabını dinle
Yazılar arşiv 04.2009 Other entries in 2009-04 resimler , videolar
 
Apr
07
    

 

Obama'ya takıldım

Obama'ya takıldım

 

05 Ağustos 2004 / Perşembe  




washington

Kaybolabilmeyi sevdiğimden olacak, pek kervan kuşu değilimdir. Çok satan romanları okumaktan korkarım mesela. Yükselen yıldızları, popüler filmleri, gözde mekanları en son öğrenenlerdenimdir. Herkesin gittiği partilerden kaçarım.
Yıllardır kendi med-cezirini sessizce yaşayan ama hiçbir zaman tam tükenmeyen bu yabaniliğimin, acar gazetecilikle uyuşmaması bir yana, kervan korkusu yüzünden gecikerek keşfettiğim bir kitabı, bir insanı, bir yeri sonradan çok sevdiğim de olmuştur.
Ne var ki kaybolabilmek, bilmemeyi göze almakla mümkün. Gecikerek bulmak, her zaman, her yerde, her arayanca bulunabilmekten daha iyi.
Yalnızlık, iflah olmaz bir dürtü. Hele kalabalıklara tutkun bir insanın içine yuva yaptığı zaman.
Demokrat Parti kurultayını izlemek için Boston'dayım. Bu şehir, zor bir şehir benim için. Tarihi ile, limanı ile, binaları ve parkları ile, Amerikan standardında bir İngilizceyi, çoğu hâlâ İrlandalı kalmış genizlerinden konuşan insanları ile fazla çekici.
Daha beteri, sabıkam var bu şehirde. Tam 13 yaz önce, Boston'ın yamacındaki Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu'nda birkaç aylık bir seminere katılmıştım. O seminerin dostlukları zamana ve uzaklıklara yenilmedi, derinleşti. Şimdi Haymarket'ta, Cambridge'de, Medford'da dolaşırken her sokağın, her kitapçının, her barın yalnızlığı imkansız kılan anıları da benimle.
Madem, kendimi kurultay salonundaki keşmekeşin ve salonu çevreleyen polis kordonunun dışına attığımda bile kalabalığım, bari içeride kalayım.
Ne de olsa, bu yeni bir kalabalık. Yeni olan, bileşenlerini, kocamda, komşularımda, bazı haber kaynaklarımda ve birçok arkadaşımda yaşadığım "Demokrat" hal ve tavır değil ama. Demokratların kurultaylarına da alışığım hem; 1996'da, Chicago'da, Clinton'ı dört yıl daha Beyaz Saray'da tutmaya, 2000'de, Los Angeles'ta, Gore'u başkan seçmeye ant içtikleri son iki buluşmalarını izlemiştim.
Boston'daki Demokrat kalabalığın yeniliği, yeni simalarda.
Bunlardan birinin, aylardır reklamı o kadar çok yapıldı, her tanıyan hakkında öyle övgüler yağdırdı ve onu sevmek, desteklemek "Demokrat" çevremde öylesine farz addedilir oldu ki, ben birkaç bucak uzağında duruyordum. Hakkında çıkan uzun yazıları es geçmiştim. Melez bir cazibe yansıtan fotoğraflarına dikkatli bakmamıştım. Adının bile, bir tek sıradışı ritmi yerleşmişti aklıma, sesleri değil.
Kurultayın ikinci gününde, televizyonların en çok izlenen akşam kuşağına denk düşen bir saatte konuşma yapacağını duyunca şaşırmadım. Bu kez kaçmadım da. Gazeteci refleksi ve "Bakalım kimmiş bu harika çocuk" züppeliğiyle başladım dinlemeye. 20 dakika sonunda, bu yükselen yıldızın benim de gözlerimi kamaştırabileceğini bilmeden, düşünmeden.
Şimdi artık, hayat hikayesinin ışık görmüş bütün köşelerinden dünya güzeli karısının profiline kadar her şeyine dikkat ettiğim bir adam bu. Kervanındayım.
Adı Barack Obama; benim gibi yabani değilseniz eğer, bu adı bir kenara yazın. Yarın öbür gün, Amerika ilk siyah başkanını seçecek kadar olgunlaştığında, yeniden karşınıza çıkarsa bu ad, şaşırmayın.
Biliyorum; ajitasyondan ve aceleden mağdur bu son söylediğim. Ama kervan psikolojisi böyle bir şey. Kapılınca kapılıyorsunuz.
Kendimi tutacağım. Size uzun uzun anlatmayacağım Barack Obama'yı. Adının, baba dili Swahilide "hayır duası" anlamına geldiğini; babasının Kenya'dan göçmüş bir siyah, annesinin Amerika'nın bağrı Kansas'tan bir beyaz olduğunu; Pasifik ortasındaki Hawaii'de büyüdüğünü; Harvard'da hukuk okuduğunu; dünyanın en prestijli hukuk dergisi Harvard Law Review'un -burada kullanılan unvana sadık kalarak söylersem- "başkanlığına" getirilen ilk siyah olduğunu; kariyerini nice akranı gibi şirketler hukuku yerine, yurttaşlık hukuna adadığını; halen Illinois eyalet meclisine üye olduğunu; kasım seçimlerinde Illinois'den ABD Senatosu'na girebilmek için yarıştığını ve siyahları, beyazları, Hispanikleri, kent içi ile periferiyi birleştiren kampanyasındaki başarısı üzerine, Cumhuriyetçilerin karşısına şu ana dek rakip çıkaramadığını; seçilince ABD'nin gelmiş geçmiş ilk Demokrat erkek siyah senatörü olacağını; konuşurken insanın gözünün içine baktığını söylemekle yetineceğim.
Henüz 43 yaşındaki, kendi deyimiyle "komik adlı bu cılız adam"ın zekasını, siyasi görüşlerini ve hitabet yeteneğini övmeyeceğim.
İçinize kurt düşürdüğümü umarak, kurultay salonundan çıkacağım. Medford'da bir zamanlar yaşadığım yurt binasının önünde çimlere uzanıp müzik dinleyeceğim. Kaybolmayı deneyeceğim.

ycongar@erols.com

PAZAR
"Ben hem Ecevit'ten hem de örgütten torpilliyim"
Cihangir'in yeni gözdesi
Boğaz'ın en romantik oteli
Homer ve Marge'ın aşkının üstüne yok
Kolla kendini sinema, Türk akını sürüyor
Sting "Mobilyalarım organik olsun" dedi Jamiroquai kendi masörünü getirdi Moby soya sütü ısmarladı
'Beni genel müdür yapmaları cesur bir karar'
Bronzlaşma tutkusu güzelliğin en büyük düşmanı
Şarap dünyası öksüz kaldı
İnsana ve çevreye dost üretim
Kırmızı mantolu kadın
Olimpik albümler
Yollardaki saklı kalmış lezzet durakları
Baba evi Bakırköy
Adada "Sinek"e uğrayın
Balkanlar hep aynı Balkanlar
Ekstrem tenakuzlar içinde...
Nereye gitti bu şehirler?
Üçgen'in gizemi çözüldü...
Obama'ya takıldım

 



 
Apr
07
    

 

Borsa operasyonunda 150 ünlünün hesabı mercek altında

Taraf - Istanbul - 06.04.2009
Borsa operasyonunda 150 ünlünün hesabı mercek altında
 
 

Borsa operasyonu gözaltına alınan kişilerin sorgularıyla daha da genişliyor. İddialara göre Orhan Gencebay’ın da aralarında bulunduğu 150 ünlü ismin hesabı incelemeye alındı. Ünlüler arasında iş dünyası ve medya çevrelerinden şok isimler de olduğu iddia ediliyor.

İMKB’de manipülasyon yaptıkları ileri sürülerek gözaltına alınan kişilerin, Orhan Gencebay’ın aralarında bulunduğu 30 sanatçıyı hisse almaları konusunda yönlendirdikleri iddia edildi. Mali polis 30’u sanatçı toplam 150 ünlü kişinin hesaplarını mercek altına aldı. Borsa yasaklısı Bekir Sani Karayal’ın yönlendirdiği aralarında Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk’ün de bulunduğu manipülasyon çetesine yönelik operasyon medya ve iş dünyasının ünlü isimlerine de sıçradı. Polis yaptığı incelemelerde çetenin yönlendirdiği hisselerde alım yapan 150 ünlü isim belirlendi. Mali poliste sorgulanan ve çete üyesi olduğu iddia edilen kişilerin hedefi polisin iddialarına göre sadece küçük yatırımcıyı değildi. Manipülasyon grubunun işlem yaptığı hisse senetlerinden alım-satım yaptığı iddia edilen 150 ünlü isim belirlendi. Bu ünlülerin hesapları da Mali Polis ve MASAK tarafından mercek altına alındı. Bu isimler arasında medya ve iş dünyasından ses getirecek bazı isimler olduğu iddiaları ortaya çıktı.

Gencebay yine potada

İddialara göre polis, aralarında Orhan Gencebay’ın da bulunduğu ünlülerin hisse senedi hareketlerini inceleyecek. Gencebay hakkında, daha önce Tek-Art Turizm’de 2005 yılında manipülasyon yaptığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunulmuş ve sermaye piyasalarında işlem yasağı getirilmişti. Gencebay’la birlikte aynı operasyon kapsamında ceza yiyen ve davalık olan 8 isim arasında Trabzonspor’un eski başkanı ve eski bakan Mehmet Ali Yılmaz, son operasyon kapsamında gözaltına alınan Hakan Avcı ve Murat Aksoy da vardı. Taraf’ın ulaştığı Gencebay bu davadan beraat ettiğini, hakkındaki spekülasyonların bu yüzden çıkmış olabileceğini söyleyerek, son iddiaları reddetti. Gencebay, “Ben dokuz yıldır borsada tek başıma yatırım ypıyorum ve hep kaybettim. Benim kimseyle bağlantım yok. Müstakil oyuncuyum” dedi. Ünlülerin çete ile bağlantısını belirlemek için hisse senedi alış ve satış tarihlerinin çete ile aynı olup olmadıklarına bakılacak. Aralarında kadın şarkıcıların da bulunduğu sanat ve magazin çevrelerinden 30, iş dünyasından ise 120 olmak üzere toplam 150 ünlü isim konuyla ilgili savcılığa ifade verecek. Bu kişilerin arasında medya ve iş dünyasından şok isimler de olduğu iddia ediliyor. Gözaltına alınanlardan 14’ü adliyeye gönderildi. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla gözaltına alınan 40 kişiden üçü kadın 14’ünün işlemleri, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde tamamlandı. 14 kişi, daha sonra Şişli Adliyesi’ne sevk edildi. Polisin yaptığı incelemelere göre yapılan vurgun sırasında küçük yatırımcı mağdur edildi. Bu nedenle polis, mağdur olan küçük yatırımcının şikayetçi olmalarını istedi. Böylece, suçun sabit olması halinde bu isimlerin daha çok ceza alma olasılığının ortaya çıkacağı belirtildi.

Beş hissede çöküş 120 milyon dolar
Bu arada manipülasyon yapıldığı iddia edilen hisse senetleri operasyon öncesi ve sonrasında tam bir çöküş yaşadı. Operasyonun merkezi olarak kabul edilen Van Et hisse senetleri 4.16 TL’den 2.80 TL’ye gerileyerek yüzde 32.69 değer kaybetti. Yönetim Kurulu Üyesi de operasyon kapsamında gözaltına alınan Merko Gıda hisselerinde yaşanan çöküş ise Van Et’ten daha da dramatikti. Merko’nun çöküşü yüzde 47.11 oldu.
Viking Kağıt hisseleri yüzde 34 gerilerken, Olmuksa’da kayıp yüzde 33.81 oldu. Tek-Art Turizm hisse senetleri yüzde 27 değer kaybetti. Sadece beş hisse senedinde operasyonun hemen öncesinde ve sonrasında gerçekleşen piyasa değeri kaybı tam 120 milyon doları buldu. Eğer savcının ve polisin iddiaları doğru ise borsada dayanağı kalmayan hisse senetlerinde yaşanan düşüş, manipülatörler tarafından yapılan vurgunun 25 milyon lirayla sınırlı kalmış olmasının mümkün olmadığının göstergesi olarak nitelendiriliyor.



 
Apr
07
    

 

Barack Huseyin Obama ile 20 Soru

Yıldıray Oğur - 08.03.2009
 

 

Taraf, bir ay sonra Türkiye’ye geleceği açıklanan Barack Obama’ya ulaştı ve arka sayfalarında tiryakilik yaratan meşhur “20 Soru”sunu sordu.

İşte ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’nın 20 Soru’ya cevapları.

Yine ilk kez ve sadece Taraf’ta.

1 ► En sevdiğiniz kelime nedir?

Elhamdülillah (Babaannem sürekli söylerdi, anlamını bilmiyorum ama aklımda kalmış).

2 ► Nefret ettiğiniz kelime nedir?

One minute (Şimdiden söylüyorum ki Türkiye ziyaretim sırasında başıma herhangi bir kaza gelmesin).

3 ► Ne sizi heyecanlandırır?

Wall Street’te yeni bir bankanın batması .

4 ► Heyecanınızı ne öldürür?

O bankayı kurtarmak zorunda kalmak.

5 ► En sevdiğiniz ses nedir?

“Yes, Mr. President”, “Sen mutlu ol yeter.”

6 ► Nefret ettiğiniz ses nedir?

“Olmaz Başkanım, ödenek çıkmadı” ya da “Ulusal Güvenliğe aykırı.”

7 ► Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?

BM Genel Sekreterliği ya da patronun gözünün içine bakmam gereken başka bir iş.

8 ► Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?

“Beyaz olmak” deermişim.

9 ► Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?

David Palmer (24 dizisindeki ABD’nin ilk siyah başkanı. O iktidara gelince ABD’nin başına gelmedik kalmadı aslında. Ama Tanrı sonumuzu benzetmesin).

10 ► Nerede yaşamak isterdiniz?

Kabil, Bağdat, Gazze...

11 ► En önemli kusurunuz nedir?

Halen Irak’ı işgal etmekte olan bir ülkenin başkanı olmak...

12 ► Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?

Çok sevimli olmam. Herkesin yanağımı sıkmak istemesinden hoşlanıyorum ama ABD başkanlığının da bir şerefi var kardeşim...

13 ► Kahramanınız kim?

Danışmanlarım bu soruya “Atatürk” dersem Türkiye’deki anti-Amerikancılığın anında biteceğini, Hürriyet gazetesinin logosuna resmimin

yerleştirileceğini, Cumhuriyet gazetesine manşet olacağımı, “Kenan Evren Liseleri”nin adının “Barack Obama Liseleri” olarak değiştirileceğini

söylediler.

Bu yüzden cevabım Mustafa Kemal Atatürk.

Modern Türkiye’nin kurucusu.

14 ► En çok kullandığınız küfür nedir?

Lanet olsun, kahretsin (ABD filmlerindeki bilumum diğer sinkaflı küfürler gibi Türkçeye çevrilmiştir).

15 ► Şu anki ruh haliniz nasıl?

ABD başkanından hallice.

16 ► Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?

“Yes We Can” diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Hatta bir daha “Yes We Can” diyen birini duyduğumda onu kapatılmadan Guantanamo’ya

göndereceğim.

Yeni sloganım “Everyway That I Can”.

17 ► Mutluluk rüyanız nedir?

Büyük Ortadoğu Projesi birkaç seneye daha yetişmezse Acun Ilıcalı’nın programında Bill’in burnunu sıkan “Erkan Bebeğin” Harvard masrafları için kutuma yürümek.

18 ► Sizce mutsuzluğun tanımı nedir?

Cumhuriyetçi Parti’nin başına Deniz Baykal’ın gelmesi, Bush’un Pentagon’daki genç subaylarla darbeye teşebbüs etmesi.

Bir Türk ulusalcısını ülkesindeki her kötü şeyin arkasında ABD olmadığı konusunda ikna etmeye çalışmak.

19 ► Nasıl ölmek istersiniz?

24 Nisan’da “Soykırım” dedikten hemen sonra...

20 ► Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın size kapıda ne söylemesini istersiniz?

Cennete giren ilk ABD başkanısın, ne düşünüyorsun?




 
Apr
07
    

 

AKP Batı’dan vurulur mu?

Yıldıray Oğur - 05.03.2009
 

Başlıktaki soruya geçmeden önce gelin hep birlikte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra tek başına iktidara geldiği günlere bir geri dönelim.

“Asker seçim sonuçlarına ne diyecek?”, “Cumhurbaşkanı Sezer hükümeti kurma görevini kime verecek?” diye Ankara’da gergin bir bekleyişin sürdüğü günlere.

Türkiye’nin 28 Şubat sürecinden çıkmaya çalıştığı o günlerde, dünya 11 Eylül 2001 saldırılarıyla küresel bir 28 Şubat sürecine girmişti. Siyasal İslam, Batı’nın korku listesinde bir numaradaydı. Güvenlik kaygıları özgürlük ideallerinin pabucunu dama atmak üzereydi.

Adı Batı medyasında “Siyasal İslamcı köklere sahip” olarak geçen AKP işte böyle bir dünyada iktidar oldu. Küresel 28 Şubat ateşi, içeride sönmekte olan 28 Şubat’ı küllerinden diriltebilir, yerel 28 Şubatçılar küresel 28 Şubatçılarla “Ortadoğu’nun laik Türkiyesi”ni korumak için ittifak yapabilirdi.

İşte o günlerde siyasi yasaklı, seçimlere girmesine bile izin verilmeyen Tayyip Erdoğan Ankara’daki güç dengelerini altüst eden, statükonun blokajını kıracak stratejik bir adım attı. Türkiye’de henüz bir hükümet bile kurulmamışken AKP Genel Başkanı sıfatıyla bir ABD ve AB turuna çıktı.

Beyaz Saray’da, AB başkentlerinde en üst düzeyde kabul edilen, hürmet gören bir Tayyip Erdoğan’a, yıllardır büyük kararlarını (darbelerini bile) Batı’ya bakarak veren bir ülkede kapılar kolayca kapatılamazdı. Öyle de oldu. Batı kartı Ankara oligarşisinin kilidini açtı.

Batılılaşmak için Türk müziğini bile radyolarda yasaklatmış Türkiye’nin geleneksel Batıcıları bu ihanete ulusalcı dalgasıyla karşılık verdi. Bu dalga 2003-2004’de iki darbe denedi.

Batı cephesini güvence altına alan AKP ise içeride savunmadan taarruz pozisyonuna geçti. İlk açıklamasında “Önceliğimiz AB” diyen Erdoğan’ın hamlesi statükoyu ikileme düşürdü.

Bir tarafta uğruna bir 28 Şubat yapılan’Cumhuriyet’in batılılaşma idealleri’ vardı. Öteki tarafta ise bu yüzden açıkça karşı çıkılamayan AB’nin Türkiye’den istediği demokratikleşme programı uygulanırsa bu statükonun sona erme ihtimali. AKP böylece kontrpiyede kalmış statükoya AB reformlarıyla gol üstüne gol attı.

Gerisini biliyorsunuz.

İşte son yedi yılın kısa bir hikâyesini anlatmaya çalıştığım bu Türkiye’de, 2009 yılında ulusalcı dalganın bayraktarlığını yapan Cumhuriyet gazetesi şöyle bir başyazıyla çıktı:

“Üst üste iki seçim kazanmış bulunan AKP’nin tutumu içeride ve dışarıdaki laik demokratik, aklı başında ve sağduyusunu yitirmemiş kesimlerin kabul edebileceği sınırları çoktan aşmıştır. Nitekim AKP’nin iktidara geçmesindeki işlevi artık herkesçe bilinen ‘müttefikimiz Amerika’nın son olarak yayımladığı ‘Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları Raporu’nda bu gerçekler açıkça dile getirilmektedir.”

Bu satırlar “AKP basını susturuyor” demek için Pazar günü beyaz çıkan Cumhuriyet’in başyazısından. “Tehlikenin Farkında mısınız” reklamlarıyla Türkiye orta sınıfını sokaklara döküp, 27 Nisan sürecini başlatan Cumhuriyet’in bu kampanyasının hedefi, anlaşılan bu kez içerisi değil dışarısı.

Bunu, özenle yazılmış başyazının sadece içerideki değil, ‘dışarıdaki’ “laik demokratik, aklı başında ve sağduyusunu yitirmemiş kesimlere” seslendiğinin vurgulandığı satırlarından anlıyoruz. Aynı başyazıda, ABD Dışişleri’nin İnsan Hakları Raporu’nda AKP’ye dönük eleştirilerine yapılan atıf da yine bunun delili. Aynı Cumhuriyet bir süre önce de “AKP’nin Gazze politikalarının Türkiye’deki İslamcılığı tırmandırdığını” başka bir başyazı ile Obama’ya şikâyet etmişti.

Dikkatli olanlar, bir süredir Milliyet gazetesinin bir tür ‘Kemalist AB’cilikle AKP’yi AB üzerinden sıkıştırmaya çalışan, AKP’yi Batı’ya şikâyet eden, AB’yi de AKP’ye karşı göreve çağıran manşetlerini de yakından izliyordur.

Batı basınında AKP’nin İslamcılığını her fırsatta ‘teşhir etmekten” büyük haz aldığı anlaşılan (tabii meslekleri bu değilse) Soner Çağaptay, Zeyno Baran ve onların ABD’li neo-con dostlarının iştiyaklı çabalarını da bu listeye ekleyebiliriz.

Soru şu:

Peki, tüm bunlar Türkiye’deki statükocu çevrelerin AKP ile mücadelelerinde bir strateji ve dil değişikliğine gittiklerinin işareti olarak okunabilir mi?

Bugüne kadar AKP ile ulusalcılığın Batı karşıtı diliyle mücadele eden çevreler, acaba bunun işe yaramadığını, aksine bunun AKP-Batı ittifakını güçlendirdiğini gördüler ve AKP’yi laiklik, demokrasi ve özgürlük gibi Batı’nın hassas olduğu değerler üzerinden mi vurmayı akıl ettiler?

Seçimlerle AKP’yi deviremeyeceğini anlayanlar, iktidarının yarısını borçlu olduğu uluslararası alandaki meşruiyetinin altını oyarak mı AKP’yi devirmeye çalışıyor?

Batı bu oyuna gelir mi? AKP buna karşı ne yapmalı?

Ve bu kadar laftan sonra vaadimi tutup başlıkta soruya geldim.

Peki, AKP Batı’dan vurulur mu?

Bu sorunun cevabını AKP’nin demokratikleşme heyecanından, Batı’nın AİHM başörtüsü kararı gibi oryantalizm tuzağına düşüp düşmeyeceğine kadar pek çok başka parametre belirleyecek. Tek söyleyebileceğim AKP’yi Batı’dan vurmak isteyenlerin işinin hiç kolay olmayacağı.

Gerisini bu 13. sayfayı bana verseler anlatırdım ama...


 



 
Apr
07
    

 

Huseyin Obama : ABD İslam'la savaşmadı, asla savaşmayacak'

07.04.2009 00:44:00

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama TBMM'de yaptığı konuşmada, ülkesinin İslam'la

savaşmadığını, asla da savaşmayacağını söyledi.

ABD Başkanı, Türkiye'nin çok önemli bir müttefik ve

Avrupa'nın da önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Türkiye, Avrupa'ya, Boğaz üzerindeki iki köprüden

fazlasıyla bağlıdır.

Farklı etnik gruplar, gelenekler, inançlar Avrupa'nın kazancıdır; tüm bunlar Avrupa'yı

zayıflatmaz.

Türkiye'nin AB üyeliği de bir kez daha Avrupa'yı genişletecek ve Avrupa'nı temellerini

güçlendirecektir' dedi.




 

 

 

 

 

 

 

Barack Obama; G-20, NATO ve AB-ABD zirveleri sonrası, Türkiye'ye giderek bir mesaj verdiğini belirtti. Kendisine, gezisini Ankara ve İstanbul'da sürdürmeyi bir mesaj vermek için yapıp yapmadığını soranların olduğunu belirten Obama, ''Buna cevabım çok kolay; Evet...'' dedi.

ABD Başkanı, ABD ve İslam dünyası arasında daha fazla işbirliği çağrısı yaptı, El Kaide'nin yenilgiye uğratılmasının yolunun bu olduğunu söyledi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Barack Obama, 26 dakika süren konuşmasında, ülkesinin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine tam ve güçlü desteğini yineledi. Barack Obama, Türkiye'de ifade özgürlüğü konusunda ilerleme sağlandığını söyledi ancak Ankara'ya reformları hızlandırma çağrısı yaptı.

'Atatürk'ün mirası, canlı ve laik demokrasi'

ABD Başkanı, Atatürk'ün bıraktığı en büyük mirasın, Türkiye'nin canlı ve laik demokrasisi olduğunu belirterek, ''Ve bu Meclis de bugün bunun devamını sağlamaktadır'' dedi. Anıtkabir'den çok etkilendiğini vurgulayan Obama, ''Atatürk, tarihin şeklini değiştiren bir liderdir. Ama Atatürk'ün yaşamına ait en büyük anıt, hiçbir şekilde taştan ya da mermerden inşa edilemez. Kendisinin bıraktığı en büyük miras, Türkiye'nin canlı, laik demokrasisidir. Ve bu Meclis de bugün bunun devamını sağlamaktadır.''

Barack Obama, Türkiye'yle her konuda aynı görüşü paylaşmadıklarını, bunun tüm ülkeler arasındaki tüm iki ilişkiler için geçerli olduğunu da belirten Barack Obama, 'Ancak son 60 yılda, birçok güçlük karşısında birlikte hareket ettik. İttifakımızın gücü ve dostluğumuzun sürmesi sayesinde, ABD ve Türkiye daha güçlüdür, dünya da daha güvenlidir.' diye konuştu. ABD Başkanı, TBMM'deki konuşmasında çeşitli uluslararası sorunlara da değindi.

Barack Obama, ülkesinin İsrail ve Filistin devletlerinin barış ve güvenlik içinde yanyana yaşamasına destek verdiğini söyledi. Obama, İran'ın da, nükleer silah sahibi olmakla, halkına daha iyi bir gelecek sunmak arasında tercih yapması gerektiğini belirtti.

Barack Obama, Türkiye'deki temasları kapsamında, Ankara'da Anıtkabir'i ziyareti ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüştü. Obama konuşmasından önce ise Meclis Başkanı Köksal Toptan ve Meclis'te grubu bulunan partilerin liderleriyle görüştü.

'İsrail-Suriye görüşmelerinin sürmesi faydalı'



 

 

 

 

 

 

 

 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, Ankara'daki temasları kapsamında son olarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la bir araya geldi. Barack Obama'nın görüşmede, ''İsrail ve Suriye arasındaki barış görüşmelerine yönelik çabaların devam etmesinin, Ortadoğu barışı için çok faydalı olacağını'' söylediği bildirildi. Obama ayrıca, Türkiye'ye, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'un NATO Genel Sekreter olmasını kabulü karşılığı verilen sözlerin gerçekleşmesi için özel olarak çaba sarf edeceğini söyledi. ABD Başkanı, Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmesi sonrası, Ankara'dan ayrılarak İstanbul'a gitti.







Ermenistan ve Türkiye bakanlarıyla üçlü görüşme

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Burada Ermenistan ve Türkiye dışişleri bakanlarıyla bir araya gelen Obama, Amerikalı yetkililere göre, taraflara ilişkilerin bir an evvel normalleştirilmesi mesajını verdi. Obama daha erken saatlerdeki açıklamalarda da yürütülen müzakerelerin uzun zamana dayanan sorunların çözümünde olumlu adımlar olduğunu ve sonuç getirebileceğine inandığını söylemişti. Obama burada ayrıca Medeniyetler İttifakı Forumu çerçevesinde verilecek resmi akşam yemeğine katılacak. Yarın çeşitli tarihi ve kültürel yerleri ziyaret edecek ABD Başkanı'nın yarın akşam ülkesine dönmek üzere İstanbul'dan ayrılması öngörülüyor.

Barack Obama'nın TBMM konuşması metni:

REMARKS BY PRESIDENT OBAMA
TO THE TURKISH PARLIAMENT
http://www.whitehouse.gov/the_

press_office/Remarks-By-President-Obama-To-The-Turkish-Parliament/

 



 
Apr
07
    

 

THE WHITE HOUSE

Office of the Press Secretary
__________________________________________________________________________
FOR IMMEDIATE RELEASE                                                    April 6, 2009

 
REMARKS BY PRESIDENT OBAMA
TO THE TURKISH PARLIAMENT


Turkish Grand National Assembly Complex
Ankara, Turkey

3:30 P.M. (Local)

PRESIDENT OBAMA: Mr. Speaker, Madam Deputy Speaker, distinguished members, I am honored to speak in this chamber, and I am committed to renewing the alliance between our nations and the friendship between our people.

This is my first trip overseas as President of the United States. I've been to the G20 summit in London, and the NATO summit in Strasbourg, and the European Union summit in Prague. Some people have asked me if I chose to continue my travels to Ankara and Istanbul to send a message to the world. And my answer is simple: Evet -- yes. (Applause.) Turkey is a critical ally. Turkey is an important part of Europe. And Turkey and the United States must stand together -- and work together -- to overcome the challenges of our time.

This morning I had the great privilege of visiting the tomb of your extraordinary founder of your republic. And I was deeply impressed by this beautiful memorial to a man who did so much to shape the course of history. But it is also clear that the greatest monument to Ataturk's life is not something that can be cast in stone and marble. His greatest legacy is Turkey's strong, vibrant, secular democracy, and that is the work that this assembly carries on today. (Applause.)

This future was not easily assured, it was not guaranteed. At the end of World War I, Turkey could have succumbed to the foreign powers that were trying to claim its territory, or sought to restore an ancient empire. But Turkey chose a different future. You freed yourself from foreign control, and you founded a republic that commands the respect of the United States and the wider world.

And there is a simple truth to this story: Turkey's democracy is your own achievement. It was not forced upon you by any outside power, nor did it come without struggle and sacrifice. Turkey draws strength from both the successes of the past, and from the efforts of each generation of Turks that makes new progress for your people.

Now, my country's democracy has its own story. The general who led America in revolution and governed as our first President was, as many of you know, George Washington. And like you, we built a grand monument to honor our founding father -- a towering obelisk that stands in the heart of the capital city that bears Washington's name. I can see the Washington Monument from the window of the White House every day.

It took decades to build. There were frequent delays. Over time, more and more people contributed to help make this monument the inspiring structure that still stands tall today. Among those who came to our aid were friends from all across the world who offered their own tributes to Washington and the country he helped to found.

And one of those tributes came from Istanbul. Ottoman Sultan Abdulmecid sent a marble plaque that helped to build the Washington Monument. Inscribed in the plaque was a poem that began with a few simple words: "So as to strengthen the friendship between the two countries." Over 150 years have passed since those words were carved into marble. Our nations have changed in many ways. But our friendship is strong, and our alliance endures.

It is a friendship that flourished in the years after World War II, when President Truman committed our nation to the defense of Turkey's freedom and sovereignty, and Turkey committed itself into the NATO Alliance. Turkish troops have served by our side from Korea to Kosovo to Kabul. Together, we withstood the great test of the Cold War. Trade between our nations has steadily advanced. So has cooperation in science and research.

The ties among our people have deepened, as well, and more and more Americans of Turkish origin live and work and succeed within our borders. And as a basketball fan, I've even noticed that Hedo Turkoglu and Mehmet Okur have got some pretty good basketball games. (Applause.)

The United States and Turkey have not always agreed on every issue, and that's to be expected -- no two nations do. But we have stood together through many challenges over the last 60 years. And because of the strength of our alliance and the endurance of our friendship, both America and Turkey are stronger and the world is more secure.

Now, our two democracies are confronted by an unprecedented set of challenges: An economic crisis that recognizes no borders; extremism that leads to the killing of innocent men and women and children; strains on our energy supply and a changing climate; the proliferation of the world's deadliest weapons; and the persistence of tragic conflict.

These are the great tests of our young century. And the choices that we make in the coming years will determine whether the future will be shaped by fear or by freedom; by poverty or by prosperity; by strife or by a just, secure and lasting peace.

This much is certain: No one nation can confront these challenges alone, and all nations have a stake in overcoming them. That is why we must listen to one another, and seek common ground. That is why we must build on our mutual interests, and rise above our differences. We are stronger when we act together. That is the message that I've carried with me throughout this trip to Europe. That is the message that I delivered when I had the privilege of meeting with your President and with your Prime Minister. That will be the approach of the United States of America going forward.

Already, America and Turkey are working with the G20 on an unprecedented response to an unprecedented economic crisis. Now, this past week, we came together to ensure that the world's largest economies take strong and coordinated action to stimulate growth and restore the flow of credit; to reject the pressures of protectionism, and to extend a hand to developing countries and the people hit hardest by this downturn; and to dramatically reform our regulatory system so that the world never faces a crisis like this again.

As we go forward, the United States and Turkey can pursue many opportunities to serve prosperity for our people. The President and I this morning talked about expanding the ties of commerce and trade. There's enormous opportunity when it comes to energy to create jobs. And we can increase new sources to not only free ourselves from dependence of other energies -- other countries' energy sources, but also to combat climate change. We should build on our Clean Technology Fund to leverage efficiency and renewable energy investments in Turkey. And to power markets in Turkey and Europe, the United States will continue to support your central role as an East-West corridor for oil and natural gas.

This economic cooperation only reinforces the common security that Europe and the United States share with Turkey as a NATO ally, and the common values that we share as democracies. So in meeting the challenges of the 21st century, we must seek the strength of a Europe that is truly united, peaceful and free.

So let me be clear: The United States strongly supports Turkey's bid to become a member of the European Union. (Applause.) We speak not as members of the EU, but as close friends of both Turkey and Europe. Turkey has been a resolute ally and a responsible partner in transatlantic and European institutions. Turkey is bound to Europe by more than the bridges over the Bosphorous. Centuries of shared history, culture, and commerce bring you together. Europe gains by the diversity of ethnicity, tradition and faith -- it is not diminished by it. And Turkish membership would broaden and strengthen Europe's foundation once more.

Now, of course, Turkey has its own responsibilities. And you've made important progress towards membership. But I also know that Turkey has pursued difficult political reforms not simply because it's good for EU membership, but because it's right for Turkey.

In the last several years, you've abolished state security courts, you've expanded the right to counsel. You've reformed the penal code and strengthened laws that govern the freedom of the press and assembly. You've lifted bans on teaching and broadcasting Kurdish, and the world noted with respect the important signal sent through a new state Kurdish television station.

These achievements have created new laws that must be implemented, and a momentum that should be sustained. For democracies cannot be static -- they must move forward. Freedom of religion and expression lead to a strong and vibrant civil society that only strengthens the state, which is why steps like reopening Halki Seminary will send such an important signal inside Turkey and beyond. An enduring commitment to the rule of law is the only way to achieve the security that comes from justice for all people. Robust minority rights let societies benefit from the full measure of contributions from all citizens.

I say this as the President of a country that not very long ago made it hard for somebody who looks like me to vote, much less be President of the United States. But it is precisely that capacity to change that enriches our countries. Every challenge that we face is more easily met if we tend to our own democratic foundation. This work is never over. That's why, in the United States, we recently ordered the prison at Guantanamo Bay closed. That's why we prohibited -- without exception or equivocation -- the use of torture. All of us have to change. And sometimes change is hard.

Another issue that confronts all democracies as they move to the future is how we deal with the past. The United States is still working through some of our own darker periods in our history. Facing the Washington Monument that I spoke of is a memorial of Abraham Lincoln, the man who freed those who were enslaved even after Washington led our Revolution. Our country still struggles with the legacies of slavery and segregation, the past treatment of Native Americans.

Human endeavor is by its nature imperfect. History is often tragic, but unresolved, it can be a heavy weight. Each country must work through its past. And reckoning with the past can help us seize a better future. I know there's strong views in this chamber about the terrible events of 1915. And while there's been a good deal of commentary about my views, it's really about how the Turkish and Armenian people deal with the past. And the best way forward for the Turkish and Armenian people is a process that works through the past in a way that is honest, open and constructive.

We've already seen historic and courageous steps taken by Turkish and Armenian leaders. These contacts hold out the promise of a new day. An open border would return the Turkish and Armenian people to a peaceful and prosperous coexistence that would serve both of your nations. So I want you to know that the United States strongly supports the full normalization of relations between Turkey and Armenia. It is a cause worth working towards.

It speaks to Turkey's leadership that you are poised to be the only country in the region to have normal and peaceful relations with all the South Caucasus nations. And to advance that peace, you can play a constructive role in helping to resolve the Nagorno-Karabakh conflict, which has continued for far too long.

Advancing peace also includes the disputes that persist in the Eastern Mediterranean. And here there's a cause for hope. The two Cypriot leaders have an opportunity through their commitment to negotiations under the United Nations Good Offices Mission. The United States is willing to offer all the help sought by the parties as they work towards a just and lasting settlement that reunifies Cyprus into a bizonal and bicommunal federation.

These efforts speak to one part of the critical region that surrounds Turkey. And when we consider the challenges before us, on issue after issue, we share common goals.

In the Middle East, we share the goal of a lasting peace between Israel and its neighbors. Let me be clear: The United States strongly supports the goal of two states, Israel and Palestine, living side by side in peace and security. That is a goal shared by Palestinians, Israelis, and people of goodwill around the world. That is a goal that the parties agreed to in the road map and at Annapolis. That is a goal that I will actively pursue as President of the United States.

We know the road ahead will be difficult. Both Israelis and Palestinians must take steps that are necessary to build confidence and trust. Both Israelis and Palestinians, both must live up to the commitments they have made. Both must overcome longstanding passions and the politics of the moment to make progress towards a secure and lasting peace.

The United States and Turkey can help the Palestinians and Israelis make this journey. Like the United States, Turkey has been a friend and partner in Israel's quest for security. And like the United States, you seek a future of opportunity and statehood for the Palestinians. So now, working together, we must not give into pessimism and mistrust. We must pursue every opportunity for progress, as you've done by supporting negotiations between Syria and Israel. We must extend a hand to those Palestinians who are in need, while helping them strengthen their own institutions. We must reject the use of terror, and recognize that Israel's security concerns are legitimate.

The peace of the region will also be advanced if Iran forgoes any nuclear weapons ambitions. Now, as I made clear in Prague yesterday, no one is served by the spread of nuclear weapons, least of all Turkey. You live in a difficult region and a nuclear arm race would not serve the security of this nation well. This part of the world has known enough violence. It has known enough hatred. It does not need a race for an ever-more powerful tool of destruction.

Now, I have made it clear to the people and leaders of the Islamic Republic of Iran that the United States seeks engagement based on mutual interest and mutual respect. We want Iran to play its rightful role in the community of nations. Iran is a great civilization. We want them to engage in the economic and political integration that brings prosperity and security. But Iran's leaders must choose whether they will try to build a weapon or build a better future for their people.

So both Turkey and the United States support a secure and united Iraq that does not serve as a safe haven for terrorists. I know there were differences about whether to go to war. There were differences within my own country, as well. But now we must come together as we end this war responsibly, because the future of Iraq is inseparable from the future of the broader region. As I've already announced, and many of you are aware, the United States will remove our combat brigades by the end of next August, while working with the Iraqi government as they take responsibility for security. And we will work with Iraq, Turkey, and all Iraq's neighbors, to forge a new dialogue that reconciles differences and advances our common security.

Make no mistake, though: Iraq, Turkey, and the United States face a common threat from terrorism. That includes the al Qaeda terrorists who have sought to drive Iraqis apart and destroy their country. That includes the PKK. There is no excuse for terror against any nation. (Applause.) As President, and as a NATO ally, I pledge that you will have our support against the terrorist activities of the PKK or anyone else. These efforts will be strengthened by the continued work to build ties of cooperation between Turkey, the Iraqi government, and Iraq's Kurdish leaders, and by your continued efforts to promote education and opportunity and democracy for the Kurdish population here inside Turkey.

Finally, we share the common goal of denying al Qaeda a safe haven in Pakistan or Afghanistan. The world has come too far to let this region backslide, and to let al Qaeda terrorists plot further attacks. That's why we are committed to a more focused effort to disrupt, dismantle, and defeat al Qaeda. That is why we are increasing our efforts to train Afghans to sustain their own security, and to reconcile former adversaries. That's why we are increasing our support for the people of Afghanistan and Pakistan, so that we stand on the side not only of security, but also of opportunity and the promise of a better life.

Turkey has been a true partner. Your troops were among the first in the International Security Assistance Force. You have sacrificed much in this endeavor. Now we must achieve our goals together. I appreciate that you've offered to help us train and support Afghan security forces, and expand opportunity across the region. Together, we can rise to meet this challenge like we have so many before.

I know there have been difficulties these last few years. I know that the trust that binds the United States and Turkey has been strained, and I know that strain is shared in many places where the Muslim faith is practiced. So let me say this as clearly as I can: The United States is not, and will never be, at war with Islam. (Applause.) In fact, our partnership with the Muslim world is critical not just in rolling back the violent ideologies that people of all faiths reject, but also to strengthen opportunity for all its people.

I also want to be clear that America's relationship with the Muslim community, the Muslim world, cannot, and will not, just be based upon opposition to terrorism. We seek broader engagement based on mutual interest and mutual respect. We will listen carefully, we will bridge misunderstandings, and we will seek common ground. We will be respectful, even when we do not agree. We will convey our deep appreciation for the Islamic faith, which has done so much over the centuries to shape the world -- including in my own country. The United States has been enriched by Muslim Americans. Many other Americans have Muslims in their families or have lived in a Muslim-majority country -- I know, because I am one of them. (Applause.)

Above all, above all we will demonstrate through actions our commitment to a better future. I want to help more children get the education that they need to succeed. We want to promote health care in places where people are vulnerable. We want to expand the trade and investment that can bring prosperity for all people. In the months ahead, I will present specific programs to advance these goals. Our focus will be on what we can do, in partnership with people across the Muslim world, to advance our common hopes and our common dreams. And when people look back on this time, let it be said of America that we extended the hand of friendship to all people.

There's an old Turkish proverb: "You cannot put out fire with flames." America knows this. Turkey knows this. There's some who must be met by force, they will not compromise. But force alone cannot solve our problems, and it is no alternative to extremism. The future must belong to those who create, not those who destroy. That is the future we must work for, and we must work for it together.

I know there are those who like to debate Turkey's future. They see your country at the crossroads of continents, and touched by the currents of history. They know that this has been a place where civilizations meet, and different peoples come together. They wonder whether you will be pulled in one direction or another.

But I believe here is what they don't understand: Turkey's greatness lies in your ability to be at the center of things. This is not where East and West divide -- this is where they come together. (Applause.) In the beauty of your culture. In the richness of your history. In the strength of your democracy. In your hopes for tomorrow.

I am honored to stand here with you -- to look forward to the future that we must reach for together -- and to reaffirm America's commitment to our strong and enduring friendship. Thank you very much. (Applause.) Thank you. Thank you.

END
3:55 P.M. (Local)

http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Remarks-By-President-Obama-To-The-Turkish-Parliament/