fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
laleler güller günü 1 mayıs

BARACK HUSEYİN OBAMA’NIN ZAFER KONUŞMASI tam metni

‘The Audacity of Hope’ UMUD'UN CÜRETKÂLIĞI BARACK OBAMA’NIN ZAFER KONUŞMASI tam metni • Senatör Barack Obama’nın Federal Haber Servisi tarafından sağlanan Chicago’da yaptığı zafer konuşmasının tam metni: Eğer Amerika’nın her şeyin mümkün olduğu bir yer olduğunu, kurucularımızın rüyalarının hâlâ canlı, demokrasimizin hâlâ güçlü olup olmadığını sorgulayanlar varsa işte bu akşam onlara cevabınızdır. Bu cevap, oy vermek için okul ve kilise önlerinde bu ülkenin tarihinde görülmemiş uzunlukta kuyruklar oluşturan, saatlerce bu kuyruklarda bekleyen, pek çoğu belki de hayatlarında ilk kez, bu kez farklı olabileceğine, bu farkı kendi seslerinin yaratabileceğine inananların cevabıydı. Bu cevabı veren genç, yaşlı; zengin ve fakir; Demokrat ve Cumhuriyetçi; siyah ve beyaz; Latin, Asyalı, yerli, gay, özürlü; yani kısaca tüm Amerika dünyaya şu mesajı gönderdi: Biz hiçbir zaman sadece bir bireyler topluluğu değildik, biz hiçbir zaman sadece bir kırmızı ve mavi eyaletler topluğu olmadık. Biz her zaman Amerika Birleşik Devletleri olduk. Uzun bir geri dönüş oldu ve bu kritik anda, tanımlayıcı anda “değişim” Amerika’ya geri geldi. Biraz evvel Senatör McCain’den çok hoş bir mektup aldım. Bu kampanyada kendisi uzun süre uğraş verdi. Amerika için pek çok zorluğa katlandı. Teşekkür etmeliyiz bu cesur ve özverili lidere, tüm hizmetleri için. Kendisini ve Senatör Palin’i kutluyorum ve kendileriyle gelecek aylarda bu ulusun yeni “yeminini” oluşturmak ve kendileriyle çalışmak için sabırsızlanıyorum. BÜYÜKANNEM BENİ İZLİYOR • Bu yolculukta yardımcım Joe Biden’a teşekkür etmek ve kutlamak istiyorum, tüm kalbiyle bu süreçte destek verdi, ve işte karşınızda Amerikan Başkan yardımcısı Biden. Ve sıradaki “First Lady”, geçtiğimiz 16 seneki hayat arkadaşım, evimizin temel taşı, Michelle Obama. Ve Sasha ve Malia. Sizleri çok ama çok seviyorum. Evet, bugün belki bizlerle değil, ancak Büyükannem bizi biryerlerden seyrediyor, tüm ailemizi biraraya getiren büyüklerimi buradan özlemle anıyorum, onlara çok şey borçluyum. Kampanya sorumlusu David Plouffe ve baş stratejistim David Axelrod, siyaset tarihinin en etkili kampana takımıyla bana destek verdi, sizlerin sayesinde başardım ve sizlere müteşekkirim. Ama, her şeyin ötesinde bu zaferi sağlayanları asla unutmayacağım, yani sizleri. Bu görev için pek de “olası” lider değildim başlarda. Maddi ve manevi olarak güçlü bir destekle başlamadık. Kampanyamız Washington’un sokaklarında değil, Des Moines’in arka taraflarında, Concord’un oturma odalarında, Charleston’un verandalarında kabuklarını kırdı. Çalışan erkekler ve kadınların, az da olsa biriktirebildiklerinden ayırdıkları 5-10-20 dolarlarla filizlendi bu kampanya. Kendi nesillerinin “mit”lerine inanmayan gençlerin desteğiyle güçlendik, başka şehirlerde buldukları işler ve kazanç kapıları için evlerinden uzaklaşan, az kazanca ve uykuya tahammül eden, acı soğuk ve kavurucu sıcakta kapı kapı dolaşan ve gönüllü olarak çalışan milyonlarca Amerikalı, “insanların hükümeti, insanlar tarafından kurulmuş ve insanlar için çalışacak bir hükümet” fikrinin Dünya üzerinde varolduğunu gösterdiler. Bu sizin zaferiniz. Biliyorum sizler sadece seçim kazanmak için bunu yapmadınız ve biliyorum ki benim için de yapmadınız. Bunu ileriki görevimizin büyüklüğünü anladığınız için yaptınız. Şimdi bu geceyi kutlarken bile yarının bize hayatımızın en büyük sorunlarını getireceğini biliyoruz-iki savaş, tehlike altında olan bir gezegen, asrın en kötü mali krizi. Biz bu gece buradayken bile, Irak’ın çöllerinde ve Afganistan’ın dağlarında hayatlarını bizim için riske atan ve bu amaçla uyanan cesur Amerikalılar var. Çocukları uyuduktan sonra uyuyamayıp, mortgage’ı, doktor faturalarını nasıl ödeyeceklerini, çocuklarının üniversite masrafları için nasıl para biriktireceklerini düşünen anne babalar var. SİZE DÜRÜST OLACAĞIM • Kullanıma geçirmek için yeni enerji ve yaratmak için yeni iş kolları; inşa etmek için yeni okullar, göğüs gereceğimiz tehditler ve onarılması gereken ittifaklar var. Önümüzdeki yol uzun olacak. Yokuşumuz dik olacak. Oraya bir yılda ya da bir dönemde varamayabiliriz, ama Amerika, oraya varacağımıza dair hiçbir zaman bu gecekinden daha umutlu olmadım. Size söz veriyorum biz oraya varacağız. Aksilikler ve yanlış başlangıçlar olacak. Başkan olarak verdiğim karar ya da politika ile fikir birliği içinde olmayan çok kişi olacak ve biliyorum ki yönetim olarak her problemi çözemeyeceğimizi de biliyoruz. Ancak karşılaştığımız sorunlarla ilgili size hep dürüst olacağım. Sizi dinleyeceğim, özellikle aynı fikirde olmadığımız zaman sizi dinleyeceğim. Ve hepsinden önemlisi, bu milletin ABD’de 221 yıl boyunca, ev ev, tuğla tuğla ve nasır tutmuş elleriyle bu işi nasıl başardığını göstermek için katılımınızı isteyeceğim. Bundan 21 ay önce kışın soğuğunda başlattığımız iş bu sonbaharın sonunda bitmemeli. Tek başına bu zafer bulmaya çalıştığımız ‘değişim’ değil-Bu bizim değişimimizi hayata geçirmek için sadece bir şans. Ve bu işlerin eskisi gibi yürüdüğü duruma geri dönersek bunu başaramayız. Bu sizsiz de olmaz. Bu yüzden ele ele verip çok çalışmak için gerekli olan yurtseverliğin, hizmetin ve sorumluluğun yeni ruhunu, sadece kendimizin değil başkalarını da kollamak için hep birlikte çağıralım. Şunu hatırlayalım, sokaklar ısdırap çekerken, müreffeh bir Wall Street’e sahip olamayız- bu ülkede, millet olarak tek bir halk olarak düşeriz ya da yükseliriz. Gelin, politikamızı uzun yıllardan beri zehirleyen aynı yurtseverliğe, küçüklüğe, hamlığa düşmenin cazibesine direnelim. Hatırlayalım ki, kendine inanç, bireysel özgürlük ve milli birlik değerlerine dayanan parti; Cumhuriyetçi Parti’nin afişini Beyaz Saray’a taşıyan adam bu eyaletten çıktı. Bu değerler, hepimizin paylaştığı değerler ve Demokratik Parti bu gece büyük bir zafer kazandı, biz bunu alçakgönüllülük ve gelişimimizde karşılaştığımız bölünmeleri iyileştirmek için gösterdiğimiz azimle başardık. Lincoln’ın bizden daha fazla bölünmüş bir millete seslendiği gibi “Biz düşman değiliz, biz arkadaşız... Tutkumuz zarar görmüş olabilir ama bu duygusal yakınlık bağlarımızı kırmaya kadir olmamalı” Ve şimdiye kadar desteğini gördüğüm siz Amerikalılar- Sizin oyunuzu kazanmış olmayabilirim, ama sesinizi duyuyorum, sizin yardımınıza ihtiyacım var ve ben sizin de başkanınız olacağım. Ve siz... Bu akşam bizi, bizim kıyılarımızın ötesinden izleyenler, parlamentolardan ve saraylardan ve siz, dünyamızın unutulmuş köşelerinde radyo başına toplanıp bizi izleyenler...hikâyelerimiz tekil, ama kaderimiz paylaşılmış ve Amerikan liderliğinin yeni şafağı elimizde. Bu dünyayı alaşağı etmek isteyenler...biz sizi yeneceğiz. Barış ve güvenlik arayanlar...biz sizi destekliyoruz. Ve siz Amerika’nın fenerinin hâlâ eskisi kadar parlak olmadığını söyleyenler...bu akşam bir kez daha kanıtladık ki milletimizin gerçek kudreti askeri ya da ekonomik gücümüzden değil, demokrasi, özgürlük, fırsat ve asla boyun eğmeyen umudumuz olan ideallerimizden aldığımız dayanma gücünden geliyor. Bu yüzden Amerika’nın gerçek dahiliği Amerika’nın değişeceğine dair inancımızdır. Birliğimiz mükemmelleştirilebilir. Ve şimdiye kadar başardıklarımız yarın başarabileceklerimiz ve başarmamız gerekenlerle ilgili umut veriyor. Bu seçim içinde birçok ilki ve gelecek nesillere anlatılacak birçok hikâyeyi barındıran bir seçim oldu. ATLANTA’DAKİ 106 YAŞINDAKİ?KADIN • Ama bu gece aklımdaki şey, Atlanta’da oyunu kullanan kadın. O, aslında seslerinin duyulması için kuyrukta bekleyen milyonlarca insana benzerlik gösteriyordu, tek bir farkla, Ann Nixon 106 yaşında bir kadın. Köleliğin terk edildiği bir neslin hemen ertesinde doğmuş bir kadın; caddelerde arabalar, gökyüzünde uçakların olmadığı ve onun gibi bir insanın kadın ve siyah olduğu için oyunu kullanamadığı bir zamanda doğmuş bir kadın. Ve bu akşam, hayatının yüz yılını geçirdiği Amerika’yı düşünüyorum, kalp ağrısı ve umut; mücadele ve ilerleme; yapamayacağımızın söylendiği yıllar, ve Amerika’nın “Evet yapabiliriz” inancı. Kadınların susturulduğu ve umutlarının azledildiği bir zamanda yaşayan kadın, onların ayağa kalkıp seslerini duyurup oy pusulasına ulaşmayı bekledi. Evet yapabiliriz. Çölde çaresizlik toprakta depresyon hüküm sürerken Yeni Anlaşma ile birlikte korkulara galip gelinebileceğini, yeni görev, yeni ve ortak bir amaca ulaşılabileceğini gördü. Evet yapabiliriz. Limanlarımıza bombalar yağarken ve tiranlar dünyayı tehdit ederken, o kadın demokrasinin korunduğu ve yeni neslin yükseldiği ana tanıklık etmek için oradaydı. Evet yapabiliriz. Montgomery’deki otobüsler, Birmingham’daki hortumlar, Selma’daki köprü ve Atlanta’daki bir rahibin “Bunun üstesinden gelebiliriz” dediği zaman oradaydı. Evet yapabiliriz. Bir adam Ay’a ayak bastı, Berlin’deki duvar yıkıldı, bilimimiz ve hayal gücümüzle bir dünyayla iletişim kuruldu. Ve bu yıl, bu seçimde parmağını monitöre değdiren bu kadın Amerika’da geçirdiği en iyi zamanlar ve en kara saatleri geçirdiği 106 yıldan sonra oyunu kullandı, çünkü Amerika’nın nasıl değişeceğini biliyordu. Evet yapabiliriz. AN BİZİM ANIMIZDIR • Amerika, şimdiye kadar uzun yol aldık. Çok şey gördük. Ama yapmamız gereken çok şey de var. Bu yüzden bu gece, gelin kendimize bir soru soralım- eğer çocuklarımız diğer yüzyılı görecek kadar yaşarsa; eğer benim kızlarım Ann Nixon Cooper’ınki kadar uzun bir ömür geçirme şansına sahipse, ne tür bir değişim görecekler? Nasıl bir ilerleme kaydedeceğiz? Şimdi bu çağrıyı cevaplama zamanı. An bizim anımızdır. Zaman bizim zamanımız- insanları işleri geri göndermek, çocuklarımıza fırsat kapıları açmak; refah ortamını geri getirmek ve barışa katkıda bulunmak; Amerikan rüyasını geri çağırmak ve kökten gerçekliği tekrar doğrulamak ki bu kökten gerçeklik, hepimizin bir olduğu, nefes aldığımızda umut ettiğimizde, bize yapamayacağımızı söyleyen sinizm ve kuşkuyla karşılaştığımızda ruhlarımızı birleştiren bu ebedi öğretiyle cevap vereceğiz: Evet yapabiliriz. Teşekkür ederim, Tanrı sizi korusun, Tanrı Amerika Birleşik Devletleri’ni korusun. Taraf Gazetesi'nden alınmıştır.

www.blogmedya.deriz.biz

bezmi alemThe Audacity of Hope Barack Huseyin Obama kitabını dinle
 
Dec
08
    
fan | 08 Aralık 2008 17:33 | 0 fav | etiket:  

 

Taraf Tutarken Dürüst Kalabilmek

Dünyada olup bitenleri izleyebilmenin pek çok yolu ve aracı var. Npq dergisi bu araçlardan biri mi? Değil. “tartışma ve sağduyuya hizmet eden bir dergi” olduğundan “yeni dünyanın tarihçesini tuttuğu”na kadar pek çok özelliği bir arada taşıdığı ifade edilen npq'nun “yerli editörlerden biri gözüyle neyi temsil ettiği” yolundaki kendi sorumu şöyle yanıtlamak isterim: “npq, içinde yaşadığı toplumla da, dünyayla da sorunları olan, aklın ortak ufuklarında gezinme ihtiyacını duyan insanların, uluslaraşırı koordinatlardan ve dünyanın tüm yalanlarıyla tüm gerçeklerinin içinden bazen çarpışarak bazen buluşarak geçen pek çok ideolojik yansımayı bir arada bulabilme şansıdır.”

Yoksulluğun da servetin de katlanarak arttığı bir dünyada sergilenen ve mümkün olabilecek tüm enerji ve kapasiteyle sürdürülen iktidar savaşlarının Los Angeles'ten Kuala Lumpur'a, Londra'dan Tokyo'ya kadar pek çok yerde nasıl yorumlandığını “sezebilmek”... NPQ işte bunu mümkün kılabiliyor. Hatta bazı makalelerinde ideolojik arka planı “sezmek”ten öteye, açık açık okuyabiliyorsunuz. 11 Eylül sonrasında orijinal NPQ'da yayımlanan pek çok öfkeli ve giderek Amerikan yanlısı olduğunu gizleme gereğini bile duymayan imza sahiplerinin “hayata saygı duymak ve zarar vermemek” olarak özetlenebilecek temel bir ahlaki kaygıyı da yok sayarak niçin Irak'a saldırılması gerektiğinin bahanelerini “açık açık” yazdıkları belleklerdedir. Petrol fiyatlarının yükseltilmesinden savaşa kadar akla gelebilecek siyasi kararların her birinin “dünyanın, insan için”, “insanın da insan için” taşıdığı anlamları nasıl etkileyebildiğini yüzeyden derine doğru katmanlarıyla makalelerinde gösterebilen nice özgün imza sahibinin de bu dergiye yazdığını ya da röportaj verdiğini düşünecek olursak, NPQ dergisinin, yerelden hareketle dünyaya açılan gündemleri çeşitli merceklerden yansıtan farklı bir dünya kaleydeskopu oluşturabildiğini ve bunu yaparken de kendi gündemini yaratma başarısı gösterdiğini söyleyebiliriz. Bir başka deyişle dünyanın ideolojik olarak özümlenişinin renklerini yansıtan bir kaleydeskop...

TARAFSIZLIK ÖLDÜ AMA VİCDAN YAŞIYOR | Artık biliyoruz, her şey ölür ama ideolojiler ölmez... İdeolojinin olmadığı soluk alınacak bir dünya parçası da yoktur ve dünyanın çeşitli yerlerinde soluk alan tüm insanlar adına düşünen herkes, ideolojik aygıtlar evrenindeki tüm kuşatmaların “tarafsızlık” diskurunu korumayı başaramadığını ve bu kavramın artık tüm payandalarını yitirdiğini görüyor, anlıyor ve biliyor. Buna karşılık küreselleşme sonrasındaki kültürel arka planın dayattığı sığlığa ve tehlikeye karşı insanlığın “vicdan”ın sesine kulak vermeye devam ettiğini de biliyor.

Ve yine hepimiz biliyoruz ki insanın bilme faaliyetiyle değerlendirme faaliyeti arasında çok yakın bir ilişki var. Akılla vicdan arasındaki bu ilişki de, insan bilincinin “bilimsel doğrultusu” ile “değersel doğrultusu” arasındaki paralel yolların diyalektik bir biçimde buluşup ayrışmasından başka bir şey değil. Akılla vicdanın at başı gitmediği zamanlarda değerlerin nasıl yönlendirilmek istendiğine ve sonuçlarına hepimiz tanığız. NPQ ortadan kaldırılamayan vicdanın aklı olabilecek pek çok düşünce merkezlerinden, platformlarından biri midir? Temel soru budur.

“AMERİKA'NIN SESİ” OLMAYAN AMERİKALI | “Dürüst kalarak taraf tutabilen” pek çok düşünce adamının derinlikli ve özgün yazılarını yayınlayabilmek... NPQ Türkiye, “dürüst kalarak taraf tutan” farklı düşüncelerin dünyasında gezinen orijinal NPQ'daki makaleleri yayınlamaya devam ederken, bu dünyaya ülkemizden de katkılar getiriyor. Yılda bir kez yayınladığımız “özel sayı”larla da, ülkemizin ortak aklın ufuklarında gezinen ve her daim düşünen insanlarının önceden belirlenmiş bir tema hakkındaki bakış açılarını sizlere yansıtmaya çalışıyoruz. Bu kez özellikle 11 Eylül sonrasında “hiç dizginlenmemiş serbest ticarete ve serbest ticaret akışına dayalı tek küresel ekonomik sistem” olma yolundaki Amerika Birleşik Devletleri'nin ikliminde var olmaya çalışıp, yeni şekillenen dünyayı vicdanının sesini hiç ihmal etmeden anlamaya çalışan ve bununla yetinmeyerek “tarihçesi”ni tutmaya çalışan özgün bir dergiyi, NPQ'yu sorgulayarak işe başladık.

Yazarlarımızla abonelerimizi Boğaziçi Üniversitesi'nin mekânında bir araya getirerek konuştuk, tartıştık ve bu özel sayıyı hep birlikte hazırladık...

“EŞYAYI TABİATTAN ÖDÜNÇ ALANLAR” | Yayın Danışmanımız Halit Refiğ, özellikle NPQ dergisinin ruhunu tanıma konusunda aramızdaki en yetkin kişi olarak, Nathan Gardels'ın “içinden çıktığı toplumun ortak günahlarını itirafta bir temsilci olduğu” saptamasını yapıyor. Belki de tam da bu günah çıkarma noktasında “dürüstlük”, “vicdan” ve “tarafsızlık” üçlemesine bir kez daha dikkat çekmekte yarar var. İki apayrı dünya olan Doğu ve Batı arasında “ortak olan ne var?” sorusu sorulduğunda verilecek çok fazla örnek bulunduğunu söyleyemeyiz. Ortak ve ayrı özelliklere bakıldığında gerekli olan temel ölçütlerden birinin “mülkiyet” olduğunu unutmayalım. Her türlü iktidar savaşının ve savaşlarının özünü oluşturan “mülkiyet” kavramının Doğu ve Batı'yı şekillendirme gücü üzerine düşündüğümüz zaman, bu konu üzerinde çok fazla kafa yormuş ve çok önemli saptamalar yapmış Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dünyasına bakmadan geçilebilir mi? “Eşyaya tasarruf ediş” tarzının Doğu ile Batı arasındaki farkı çok iyi açıkladığını söyleyen Tanpınar'ın şu cümlesini anımsatmak isterim: “Denebilir ki, Şark eşyaya ancak umumî şekilde tasarruf eder. Hattâ bazan onu tabiattan sanki ödünç alır.”

İşte, Tanpınar'ın muhteşem bir biçimde ortaya koyduğu “eşyayı tabiattan ödünç alanlar”la, hiç ölmeyecekmiş gibi “eşyaya yapışanlar” arasındaki cehennemi uzlaşmazlık, hayatın pek çok alanına binlerce farklı rengi serpiştirmeyecek midir? İki büyük dünyanın “resimde perspektif” konusundaki temel farklı yaklaşımını düşünelim. Bir çerçevenin içini hangi algılamayla doldurduğumuz ve bu algılamayla biçim verdiğimiz tüm anlama ve anlamlandırmalar, iki ayrı dünyayı farklı biçimlerde ifade etmenin nedenleri arasındadır. İnsan ruhunun bilgisi de, toplum bilgisi de bu anlama ve anlamlandırmalarla oluşacak ve iki ayrı dünya tablosunun değerler sistemini farklı yansımalarla aydınlatacak ya da karartacaktır.

Gölgeli boşluklar arasında iki dünyayı buluşturmaya yarayacak kavramları aramak için, günahlarını itiraf etme cesaretini gösterenlerle, tüm dünyayı mülkiyetlerinin altına almaya çalışanlara karşı koyma cesaretini gösterenler arasındaki anlaşma zeminine bakmak gerekebilir. NPQ işte bu zeminin üzerinde durmaya çalışan ve “derinlikli düşünen, yazan, dürüst ve taraflı” insanların ortak ufku olma yolundaki tüm çabaların çok küçük ama anlamlı bir ifadesi olabilecek midir? Aklın ve vicdanın ortak ufuklarında özgün ve derinlikli düşüncelerin izini sürebilecek midir? Dileğimiz ve çabamız bu yöndedir.

ÜLKÜ KARAOSMANOĞLU, Yayın Yönetmeni

http://rapidshare.com/files/173286670/30-11-2008-sosyal_yard__305_mlar_sosyalguevenlik_pirimsiz_oedemeler.doc

| 76 KB



"Taraf Tutarken Dürüst Kalabilmek" 0 yorum yapılmış