fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
laleler güller günü 1 mayıs

BARACK HUSEYİN OBAMA’NIN ZAFER KONUŞMASI tam metni

‘The Audacity of Hope’ UMUD'UN CÜRETKÂLIĞI BARACK OBAMA’NIN ZAFER KONUŞMASI tam metni • Senatör Barack Obama’nın Federal Haber Servisi tarafından sağlanan Chicago’da yaptığı zafer konuşmasının tam metni: Eğer Amerika’nın her şeyin mümkün olduğu bir yer olduğunu, kurucularımızın rüyalarının hâlâ canlı, demokrasimizin hâlâ güçlü olup olmadığını sorgulayanlar varsa işte bu akşam onlara cevabınızdır. Bu cevap, oy vermek için okul ve kilise önlerinde bu ülkenin tarihinde görülmemiş uzunlukta kuyruklar oluşturan, saatlerce bu kuyruklarda bekleyen, pek çoğu belki de hayatlarında ilk kez, bu kez farklı olabileceğine, bu farkı kendi seslerinin yaratabileceğine inananların cevabıydı. Bu cevabı veren genç, yaşlı; zengin ve fakir; Demokrat ve Cumhuriyetçi; siyah ve beyaz; Latin, Asyalı, yerli, gay, özürlü; yani kısaca tüm Amerika dünyaya şu mesajı gönderdi: Biz hiçbir zaman sadece bir bireyler topluluğu değildik, biz hiçbir zaman sadece bir kırmızı ve mavi eyaletler topluğu olmadık. Biz her zaman Amerika Birleşik Devletleri olduk. Uzun bir geri dönüş oldu ve bu kritik anda, tanımlayıcı anda “değişim” Amerika’ya geri geldi. Biraz evvel Senatör McCain’den çok hoş bir mektup aldım. Bu kampanyada kendisi uzun süre uğraş verdi. Amerika için pek çok zorluğa katlandı. Teşekkür etmeliyiz bu cesur ve özverili lidere, tüm hizmetleri için. Kendisini ve Senatör Palin’i kutluyorum ve kendileriyle gelecek aylarda bu ulusun yeni “yeminini” oluşturmak ve kendileriyle çalışmak için sabırsızlanıyorum. BÜYÜKANNEM BENİ İZLİYOR • Bu yolculukta yardımcım Joe Biden’a teşekkür etmek ve kutlamak istiyorum, tüm kalbiyle bu süreçte destek verdi, ve işte karşınızda Amerikan Başkan yardımcısı Biden. Ve sıradaki “First Lady”, geçtiğimiz 16 seneki hayat arkadaşım, evimizin temel taşı, Michelle Obama. Ve Sasha ve Malia. Sizleri çok ama çok seviyorum. Evet, bugün belki bizlerle değil, ancak Büyükannem bizi biryerlerden seyrediyor, tüm ailemizi biraraya getiren büyüklerimi buradan özlemle anıyorum, onlara çok şey borçluyum. Kampanya sorumlusu David Plouffe ve baş stratejistim David Axelrod, siyaset tarihinin en etkili kampana takımıyla bana destek verdi, sizlerin sayesinde başardım ve sizlere müteşekkirim. Ama, her şeyin ötesinde bu zaferi sağlayanları asla unutmayacağım, yani sizleri. Bu görev için pek de “olası” lider değildim başlarda. Maddi ve manevi olarak güçlü bir destekle başlamadık. Kampanyamız Washington’un sokaklarında değil, Des Moines’in arka taraflarında, Concord’un oturma odalarında, Charleston’un verandalarında kabuklarını kırdı. Çalışan erkekler ve kadınların, az da olsa biriktirebildiklerinden ayırdıkları 5-10-20 dolarlarla filizlendi bu kampanya. Kendi nesillerinin “mit”lerine inanmayan gençlerin desteğiyle güçlendik, başka şehirlerde buldukları işler ve kazanç kapıları için evlerinden uzaklaşan, az kazanca ve uykuya tahammül eden, acı soğuk ve kavurucu sıcakta kapı kapı dolaşan ve gönüllü olarak çalışan milyonlarca Amerikalı, “insanların hükümeti, insanlar tarafından kurulmuş ve insanlar için çalışacak bir hükümet” fikrinin Dünya üzerinde varolduğunu gösterdiler. Bu sizin zaferiniz. Biliyorum sizler sadece seçim kazanmak için bunu yapmadınız ve biliyorum ki benim için de yapmadınız. Bunu ileriki görevimizin büyüklüğünü anladığınız için yaptınız. Şimdi bu geceyi kutlarken bile yarının bize hayatımızın en büyük sorunlarını getireceğini biliyoruz-iki savaş, tehlike altında olan bir gezegen, asrın en kötü mali krizi. Biz bu gece buradayken bile, Irak’ın çöllerinde ve Afganistan’ın dağlarında hayatlarını bizim için riske atan ve bu amaçla uyanan cesur Amerikalılar var. Çocukları uyuduktan sonra uyuyamayıp, mortgage’ı, doktor faturalarını nasıl ödeyeceklerini, çocuklarının üniversite masrafları için nasıl para biriktireceklerini düşünen anne babalar var. SİZE DÜRÜST OLACAĞIM • Kullanıma geçirmek için yeni enerji ve yaratmak için yeni iş kolları; inşa etmek için yeni okullar, göğüs gereceğimiz tehditler ve onarılması gereken ittifaklar var. Önümüzdeki yol uzun olacak. Yokuşumuz dik olacak. Oraya bir yılda ya da bir dönemde varamayabiliriz, ama Amerika, oraya varacağımıza dair hiçbir zaman bu gecekinden daha umutlu olmadım. Size söz veriyorum biz oraya varacağız. Aksilikler ve yanlış başlangıçlar olacak. Başkan olarak verdiğim karar ya da politika ile fikir birliği içinde olmayan çok kişi olacak ve biliyorum ki yönetim olarak her problemi çözemeyeceğimizi de biliyoruz. Ancak karşılaştığımız sorunlarla ilgili size hep dürüst olacağım. Sizi dinleyeceğim, özellikle aynı fikirde olmadığımız zaman sizi dinleyeceğim. Ve hepsinden önemlisi, bu milletin ABD’de 221 yıl boyunca, ev ev, tuğla tuğla ve nasır tutmuş elleriyle bu işi nasıl başardığını göstermek için katılımınızı isteyeceğim. Bundan 21 ay önce kışın soğuğunda başlattığımız iş bu sonbaharın sonunda bitmemeli. Tek başına bu zafer bulmaya çalıştığımız ‘değişim’ değil-Bu bizim değişimimizi hayata geçirmek için sadece bir şans. Ve bu işlerin eskisi gibi yürüdüğü duruma geri dönersek bunu başaramayız. Bu sizsiz de olmaz. Bu yüzden ele ele verip çok çalışmak için gerekli olan yurtseverliğin, hizmetin ve sorumluluğun yeni ruhunu, sadece kendimizin değil başkalarını da kollamak için hep birlikte çağıralım. Şunu hatırlayalım, sokaklar ısdırap çekerken, müreffeh bir Wall Street’e sahip olamayız- bu ülkede, millet olarak tek bir halk olarak düşeriz ya da yükseliriz. Gelin, politikamızı uzun yıllardan beri zehirleyen aynı yurtseverliğe, küçüklüğe, hamlığa düşmenin cazibesine direnelim. Hatırlayalım ki, kendine inanç, bireysel özgürlük ve milli birlik değerlerine dayanan parti; Cumhuriyetçi Parti’nin afişini Beyaz Saray’a taşıyan adam bu eyaletten çıktı. Bu değerler, hepimizin paylaştığı değerler ve Demokratik Parti bu gece büyük bir zafer kazandı, biz bunu alçakgönüllülük ve gelişimimizde karşılaştığımız bölünmeleri iyileştirmek için gösterdiğimiz azimle başardık. Lincoln’ın bizden daha fazla bölünmüş bir millete seslendiği gibi “Biz düşman değiliz, biz arkadaşız... Tutkumuz zarar görmüş olabilir ama bu duygusal yakınlık bağlarımızı kırmaya kadir olmamalı” Ve şimdiye kadar desteğini gördüğüm siz Amerikalılar- Sizin oyunuzu kazanmış olmayabilirim, ama sesinizi duyuyorum, sizin yardımınıza ihtiyacım var ve ben sizin de başkanınız olacağım. Ve siz... Bu akşam bizi, bizim kıyılarımızın ötesinden izleyenler, parlamentolardan ve saraylardan ve siz, dünyamızın unutulmuş köşelerinde radyo başına toplanıp bizi izleyenler...hikâyelerimiz tekil, ama kaderimiz paylaşılmış ve Amerikan liderliğinin yeni şafağı elimizde. Bu dünyayı alaşağı etmek isteyenler...biz sizi yeneceğiz. Barış ve güvenlik arayanlar...biz sizi destekliyoruz. Ve siz Amerika’nın fenerinin hâlâ eskisi kadar parlak olmadığını söyleyenler...bu akşam bir kez daha kanıtladık ki milletimizin gerçek kudreti askeri ya da ekonomik gücümüzden değil, demokrasi, özgürlük, fırsat ve asla boyun eğmeyen umudumuz olan ideallerimizden aldığımız dayanma gücünden geliyor. Bu yüzden Amerika’nın gerçek dahiliği Amerika’nın değişeceğine dair inancımızdır. Birliğimiz mükemmelleştirilebilir. Ve şimdiye kadar başardıklarımız yarın başarabileceklerimiz ve başarmamız gerekenlerle ilgili umut veriyor. Bu seçim içinde birçok ilki ve gelecek nesillere anlatılacak birçok hikâyeyi barındıran bir seçim oldu. ATLANTA’DAKİ 106 YAŞINDAKİ?KADIN • Ama bu gece aklımdaki şey, Atlanta’da oyunu kullanan kadın. O, aslında seslerinin duyulması için kuyrukta bekleyen milyonlarca insana benzerlik gösteriyordu, tek bir farkla, Ann Nixon 106 yaşında bir kadın. Köleliğin terk edildiği bir neslin hemen ertesinde doğmuş bir kadın; caddelerde arabalar, gökyüzünde uçakların olmadığı ve onun gibi bir insanın kadın ve siyah olduğu için oyunu kullanamadığı bir zamanda doğmuş bir kadın. Ve bu akşam, hayatının yüz yılını geçirdiği Amerika’yı düşünüyorum, kalp ağrısı ve umut; mücadele ve ilerleme; yapamayacağımızın söylendiği yıllar, ve Amerika’nın “Evet yapabiliriz” inancı. Kadınların susturulduğu ve umutlarının azledildiği bir zamanda yaşayan kadın, onların ayağa kalkıp seslerini duyurup oy pusulasına ulaşmayı bekledi. Evet yapabiliriz. Çölde çaresizlik toprakta depresyon hüküm sürerken Yeni Anlaşma ile birlikte korkulara galip gelinebileceğini, yeni görev, yeni ve ortak bir amaca ulaşılabileceğini gördü. Evet yapabiliriz. Limanlarımıza bombalar yağarken ve tiranlar dünyayı tehdit ederken, o kadın demokrasinin korunduğu ve yeni neslin yükseldiği ana tanıklık etmek için oradaydı. Evet yapabiliriz. Montgomery’deki otobüsler, Birmingham’daki hortumlar, Selma’daki köprü ve Atlanta’daki bir rahibin “Bunun üstesinden gelebiliriz” dediği zaman oradaydı. Evet yapabiliriz. Bir adam Ay’a ayak bastı, Berlin’deki duvar yıkıldı, bilimimiz ve hayal gücümüzle bir dünyayla iletişim kuruldu. Ve bu yıl, bu seçimde parmağını monitöre değdiren bu kadın Amerika’da geçirdiği en iyi zamanlar ve en kara saatleri geçirdiği 106 yıldan sonra oyunu kullandı, çünkü Amerika’nın nasıl değişeceğini biliyordu. Evet yapabiliriz. AN BİZİM ANIMIZDIR • Amerika, şimdiye kadar uzun yol aldık. Çok şey gördük. Ama yapmamız gereken çok şey de var. Bu yüzden bu gece, gelin kendimize bir soru soralım- eğer çocuklarımız diğer yüzyılı görecek kadar yaşarsa; eğer benim kızlarım Ann Nixon Cooper’ınki kadar uzun bir ömür geçirme şansına sahipse, ne tür bir değişim görecekler? Nasıl bir ilerleme kaydedeceğiz? Şimdi bu çağrıyı cevaplama zamanı. An bizim anımızdır. Zaman bizim zamanımız- insanları işleri geri göndermek, çocuklarımıza fırsat kapıları açmak; refah ortamını geri getirmek ve barışa katkıda bulunmak; Amerikan rüyasını geri çağırmak ve kökten gerçekliği tekrar doğrulamak ki bu kökten gerçeklik, hepimizin bir olduğu, nefes aldığımızda umut ettiğimizde, bize yapamayacağımızı söyleyen sinizm ve kuşkuyla karşılaştığımızda ruhlarımızı birleştiren bu ebedi öğretiyle cevap vereceğiz: Evet yapabiliriz. Teşekkür ederim, Tanrı sizi korusun, Tanrı Amerika Birleşik Devletleri’ni korusun. Taraf Gazetesi'nden alınmıştır.

www.blogmedya.deriz.biz

bezmi alemThe Audacity of Hope Barack Huseyin Obama kitabını dinle
 
Dec
08
    
fan | 08 Aralık 2008 17:31 | 0 fav | etiket:  

 

 

Çöküş Kapıya Dayandı

İnsanlığın ve bütün can varlığının karanlık bir dönemece girdiği gerçeği ilk defa 1992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen, “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda dünya kamuoyuna açıklanmıştı. Bu zirveden sonra, varlıklı ülkelerdeki çılgın tüketimin yanı sıra, yoksul nüfusun önlenemeyen artışı, bunun ortaya çıkardığı doğal dengesizlikler, endüstriyel atıkların yol açtığı çevre kirlenmesi, fosil yakıtların sera etkisi, ısının artması, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, yaşanabilir ve ekilebilir alanların sular altında kalması ve ormanların tahrip olmasıyla iklim değişmeleri, can varlığının tedricen yok olması gibi korkutucu konular Rio’dan beri gündemden düşmez oldu. (...) Amerika bu toplantılara katılmadığı gibi, alınan kararlara uymayacağını da açıkça bildirdi.
Diamond, çöküş sürecinde bulunan dünyanın kurtuluş umudunun ormanların korunmasına bağlı olduğunu örneklerle anlatmaya çalışıyor. Verdiği başarısızlık örneği Mayalar Amerika’da; başarı örneği Japonya ise Asya’da. Özetlersek umudun kaynağı Amerika’da değil Asya’da. Amerika ancak, Montana örneğinde olduğu gibi, Asya’nın ormanı koruma geleneklerini benimseyebildiği ölçüde kurtulma şansına sahip. (…) Görülüyor ki, Amerika’da günün konusu olan “çöküş”e karşı orman bilinci ve ağaçlandırma eylemi, Jared Diamond’un kitabından ve NPQ’nun bu konuyu işlemesinden çok daha önce Türkiye’de zaten uygulanır durumdaydı. Kendimizi hiç de çok geride kalmış saymayalım. Parayı temel değer haline getiren kapitalist ekonomik sistemin karşısında doğanın hali nicedir? Bu sadece Amerika’nın değil dünyanın sorunu. Daha da korkutucu olan büyük bir ekonomik gelişme gerçekleştiren Çin’in Amerika’nın yaşam seviyesine yetişmeye çalışması. Dünyadaki doğal kaynakların bunu karşılamaya yetmeyeceği, bilgi çağını yakalamış her topluluğun görebildiği bir tehlike. Bu durumda dünyanın toptan bir “çöküş” sürecine girdiği söylenebilir mi? Evet, Diamond böyle bir tehlikenin çok ciddi olduğunu ifade ediyor.Diamond’a göre çöküşün baş sorumlusu Amerika için kurtuluş modeli Montana’da. Montana Amerika’nın en yoğun orman bölgesi. (...) Çin için kurtuluş umudu ise, Diamond’a göre, sıkı toplumsal disipline dayanan Konfüçyen geleneklerde. NPQ/Türkiye’nin bazı sayılarına yazılarıyla katkıda bulunan Amerikalı emekli diplomat dostum David Grimland geçenlerde İstanbul’u ziyareti sırasında bana çok ilgi çekici bir kitap getirmişti. Jared Diamond’un Amerika’da yeni yayınlanan “Collapse – How Societies Choose to Fail or Succeed / Çöküş – Toplumlar Başarı ya da Başarısızlığı Nasıl Seçer?” adlı kitabının çok ilgi uyandırdığını söylüyor, okumamı tavsiye ediyordu. Derken NPQ’nun son sayısı geldi. Büyük bir bölümü bu kitabın ileri sürdüğü görüşlere ayrılmış, Nathan Gardels de yazar Jared Diamond ile geniş kapsamlı bir konuşma yapmış. Gerçekten de hem Jared Diamond’un kitabı, hem de NPQ’nun son sayısı, Amerika’nın da, dünyanın da son derece ciddi bir dönemeçte olduğunu ortaya koyuyor. “Çöküş mü Yoksa Büyük Değişim mi?” ana konu başlığı da zaten bu durumu açıkça ifade etmekte. İnsanlığın ve bütün can varlığının karanlık bir dönemece girdiği gerçeği ilk defa 1992 yılında Rio de Janeiro’da düzenlenen, “Yeryüzü Zirvesi” olarak kabul edilen, en üst seviyede ve en geniş katılımlı “Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı”nda dünya kamuoyuna açıklanmıştı. Bu zirveden sonra, varlıklı ülkelerdeki çılgın tüketimin yanı sıra, yoksul nüfusun önlenemeyen artışı, bunun ortaya çıkardığı doğal dengesizlikler, endüstriyel atıkların yol açtığı çevre kirlenmesi, fosil yakıtların sera etkisi, ısının artması, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, yaşanabilir ve ekilebilir alanların sular altında kalması ve ormanların tahrip olmasıyla iklim değişmeleri, can varlığının tedricen yok olması gibi korkutucu konular Rio’dan beri gündemden düşmez oldu. Yeryüzünün ve insanlığın içinde bulunduğu hayati sorunlar, Rio’dan sonra Kahire, Kyoto ve Johannesburg’da yapılan toplantılarda da tartışıldı. Fakat Amerika bu toplantılara katılmadığı gibi, alınan kararlara uymayacağını da açıkça bildirdi. Böylece dünyanın saplanıp kaldığı karanlık geleceğin, tek değilse de başlıca sorumlusunun Amerika olduğu iyice ortaya çıktı. Jared Diamond kitabında insanlığın “çöküş” tehlikesiyle ilk defa bugün karşılaşmadığına, tarihte de bunun benzerleri olduğuna, yok olmaktan kurtulamayan bazı toplumların yanı sıra kurtulmayı başaranların da bulunduğuna işaret ediyor. Geçmişten örneklerle, “çöküş” tehdidini aşmanın insanlığın kendi elinde olduğunu anlatıyor. Diamond’a göre toplumların kaderini tayin eden temel etken ormanlar. Yeryüzü ormanlarının yarısından fazlası kötü kullanımlar yüzünden bugün yok olmuş durumda. Bu gidişle gelecek 50 yıl içinde kalan ormanların da en az yarısının tahrip olma ihtimali yüksek. Geçmişte birçok toplum ormanları yok ettikleri için çöküp kaybolmuşlar. Çöküşün en tipik örneklerinden biri Meksika’daki Maya medeniyeti. Meğerse Mayalar ormanları tahrip ettikleri için istilacı İspanyollara karşı koyamamışlar. Ruanda’da Hutular ile Tutsilerin kapışmasına ve bir milyondan fazla Afrikalının ölümüne yol açan da, beslenmesi imkânsız hale gelen nüfus artışı, kabilelere Batı’dan sağlanan silahlar değil, orman kesimi, erozyon ile ekilebilir toprakların kaybı imiş. Eski Mezopotamya ve Ege uygarlıkları da benzer sebeblerden çöküp gitmişler. Buna karşılık hep tehlikeli bölgelere komşu olan Anadolu toprakları ise felaketin kıyıcığından sıyrılmayı becerebilmiş. Diamond Anadolu’da başlayan tarım uygarlıklarının Yunanistan yoluyla Avrupa’ya geçtiğini, bu sayede Avrupalıların, eski Vikingler gibi ormanlarını kesmeden, varlıklarını sürdürebilmeyi öğrendiklerini yazıyor. Diamond’a göre ormanlarını koruyarak yaşamını sağlayan toplumların en başarılı örneği Japonya. Tokugawa hanedanının 1697 yılında “Nogyo zensho” adıyla çıkardığı toprak kanunları orman tahribine kesin yasaklar getirmiş. Çağımızın en önemli Japon düşünürü saydığım Takeshi Umehara’nın “Japon uygarlığı orman uygarlığıdır” demesi boşuna değil. Bu yüzden çok büyük nüfus yoğunluğuna sahip Japon adalarının yüzölçümlerinin %70’ten fazlası ormanla kaplı. (Bu arada onu da işaret edelim, Japonya’nın ağaç ihtiyacını karşıladığı Filipinler ve Endonezya adaları ciddi doğal felaketlerle karşı karşıya.) Diamond geçmişteki eşzamanlı başarısız Maya örneği ile başarılı Japon örneklerinden sonra günümüzdeki durumu ele alıyor. Tabii sorunun ağırlık merkezi Amerika. Parayı temel değer haline getiren kapitalist ekonomik sistemin karşısında doğanın hali nicedir? Bu sadece Amerika’nın değil dünyanın sorunu. Daha da korkutucu olan büyük bir ekonomik gelişme gerçekleştiren Çin’in Amerika’nın yaşam seviyesine yetişmeye çalışması. Dünyadaki doğal kaynakların bunu karşılamaya yetmeyeceği, bilgi çağını yakalamış her topluluğun görebildiği bir tehlike. Bu durumda dünyanın toptan bir “çöküş” sürecine girdiği söylenebilir mi? DÜNYA TOPTAN BİR ÇÖKÜŞ SÜRECİNE Mİ GİRDİ? l Evet, Diamond böyle bir tehlikenin çok ciddi olduğunu ifade ediyor. Ama geçmişten alınacak derslerle bu tehdidin üstesinden gelinebileceği umudunu da taşıyor. Diamond’a göre çöküşün baş sorumlusu Amerika için kurtuluş modeli Montana’da. Montana Amerika’nın en yoğun orman bölgesi. Aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarına da sahip. Bu yeraltı kaynaklarını değerlendirmek isterken büyük bir orman tahribi ve çevre kirlenmesine yol açan madencilere karşı, Montanalı çiftçiler bir mücadele başlatmış. Montanalı çiftçiler doğanın paraya karşı bu mücadelesini kazandıkları takdirde, Amerika için bir kurtuluş modeli oluşturabilirlermiş. (Bizim David Grimland de Montana’da yaşıyor. Diamond’un kitabına ilgi duymaması imkânsız.) Amerika’nın refah seviyesini yakalamaya çalışıp, kendi ülkesinde ürkütücü çevre kirlenmesine yol açan Çin için kurtuluş umudu ise, Diamond’a göre, sıkı toplumsal disipline dayanan Konfüçyen geleneklerde. Merkezi devletin çıkaracağı bazı kanunlar ile Çin halkının ekonomik yarışmadan, yaşanan çevrenin korunması seferberliğine geçebileceğini söylüyor. Çinlilerin bu tarihi disiplin geleneği içinde, doğum kontrolü yoluyla nüfus artışını örnek bir biçimde önlemeyi başardıklarını hatırlarsak, akıllarını başlarına topladıklarında, bu tehlikenin de üstesinden gelebilmeleri hiç de imkânsız sayılmamalı. Diamond Hindistan’ın da geleneksel yapısıyla ilgili önemli tespitler yapıyor. Hindistan’ın toplumsal yapılanmasında “kast sistemi” varlığını korumakta. Ayrı kasta, yani sınıfa ya da zümreye bağlı topluluklar aralarında evlilik yapmıyorlar, birbirlerine karışmıyorlar. Ama çok önemli bir ortak noktaları var. O da ellerindeki kaynakları çocuklarına devretmeyi bir zorunluluk olarak kabul etmeleri. Bu da Hint toplumunun genelinde, tarihi yaşam şartlarından kaynaklanan doğal bir çevre korumacılığı geleneğine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Sonuç itibariyle Diamond çöküş sürecinde bulunan dünyanın kurtuluş umudunun ormanların korunmasına bağlı olduğunu örneklerle anlatmaya çalışıyor. Verdiği başarısızlık örneği Mayalar Amerika’da; başarı örneği Japonya ise Asya’da. Özetlersek umudun kaynağı Amerika’da değil Asya’da. Amerika ancak, Montana örneğinde olduğu gibi, Asya’nın ormanı koruma geleneklerini benimseyebildiği ölçüde kurtulma şansına sahip. Bu durumda Türkiye’nin yeri nerde derseniz, Diamond’a göre Türkiye’nin kendisi ormanları açısından çok ciddi bir tehdit karşısında değilse de, dünyanın en önemli kriz merkezinin, yani Irak’ın yanı başında. Bundan etkilenmemesi düşünülemez. Türkiye’nin elindeki su kaynakları da komşularının husumetini çekmekte. Tesadüfe bakın ki, “Collapse/Çöküş” adlı kitap yüzünden Türkiye’nin çevre ve orman meseleleri üzerine düşünmeye takılmışken, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’den bir davet aldım. Bazı sinemacıları orman konusunda uyarmak için, Maslak Parkorman’da bir toplantı düzenlemiş. Bu toplantıda bir araya geldiğimizde ona Jared Diamond’un kitabından söz ettim. Sayın Bakan Pepe’nin de Türkiye ormanları hakkında söyledikleri Diamond’un görüşlerini doğrulamaktaydı. Çok ciddi ve kasıtlı orman yangınlarına rağmen, geniş bir ağaçlandırma faaliyeti sayesinde orman alanları bir ölçüde sürdürülebiliyordu. Gerçekten de ÇEKÜL ve TEMA gibi kuruluşlar düşünüldüğünde, ağaçlandırma bilincinin Türkiye’de Rio öncesi var olduğu görülebilir. Sayın Bakan Pepe sinemacıları işledikleri konularda orman bilinci vermeye davet ettiğinde, ben büyük ustamız Lütfi Akad’ın 1964 yılında yaptığı “Tanrının Bağışı Orman” adlı belgeseli hatırlattım. Benim gördüklerim arasında ve bildiğim kadarınca, Lütfi Akad’ın bu belgeseli ormanın toplumların yaşamındaki önemini çok çarpıcı bir ifadeyle görüntüleyen ilk filmdi. Akad’dan önce doğa üzerine yapılan belgesellerin en ünlüleri Walt Disney grubunun 1954 yılında yaptığı “Living Desert/Yaşayan Çöl” ile Jacques Yves Cousteau’nun l963 yılında yaptığı, okyanus derinliklerindeki yaşamı anlatan “Le Monde du Silence/Sessiz Dünya” adlı filmlerdi. Yani Türk sinemasında orman bilinci Batı sinemasının çok öncesinde meydana gelmişti. Kurosawa’nın Japon sinemasını dünyaya açan “Rashomon” adlı filmi, çok anlamlı olarak, ormanda geçen bir konuyu anlatmaktaydı. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe ile daha önce de bir yakınlaşmamız olmuştu. 2003 yılında Burgazada’daki feci orman yangınından sonra girişilen yeniden ağaçlandırmada, kendisinin daveti üzerine ilk fidanları birlikte dikmiştik. Ona bir haberim daha oldu. Bir hafta önce Sapanca ve Adalar kaymakamlıklarının işbirliğiyle, bizim Sapanca’daki evimizin bahçesinden alınan 100 kadar kestane fidanı, Sapanca bahçelerinden başka fidanların da eklenmesiyle Burgazada’ya dikilmişti. Bu ağaçlandırma eyleminde Sapanca Kaymakamı Hasan Duruer’in en yakın yardımcısı, NPQ/Türkiye’nin Sapancalı abone okurlarından Mustafa Bilgin idi. Görülüyor ki, Amerika’da günün konusu olan “çöküş”e karşı orman bilinci ve ağaçlandırma eylemi, Jared Diamond’un kitabından ve NPQ’nun bu konuyu işlemesinden çok daha önce Türkiye’de zaten uygulanır durumdaydı. Kendimizi hiç de çok geride kalmış saymayalım

 



"Çöküş Kapıya Dayandı HALİT REFİĞ " 0 yorum yapılmış